DR. MURAT ERGÜVEN
Nikâh Tazeleme

Nikâh Tazeleme I Yusuf Özcan (D:1948-Ö:2013)

Müslümanların zaman zaman nikah tazelemeye ihtiyaç duydukları ve bunu çeşitli usullerle yaptıklarını biliyoruz. Fakat birçok kişi, bunun zor bir işlem olduğunu zannederek nikah yenilemekten uzak kalıyor. Kimileri de uygulama şeklini yeterince bilmediklerinden, nikah tazelemeleri usule uygun olmuyor.

Bilindiği gibi, İslâm hukukunda evliler arasındaki boşanma hakkı en fazla üçtür. Üç boşamadan sonra, yeni bir evlilik geçirmeyen aynı kadınla bir daha nikahlanma ve boşanma hakkı olmaz. Ancak, bu durum boşanma yoluyla olan ayrılığa mahsustur. Müslüman erkek veya kadından biri -Allah korusun- iman dairesinden çıkıp “mürted” olsa, bu durumda nikah doğrudan bozulup, evlilik bağı ortadan kalkar. Fakat dinden çıkma durumunda bozulan nikah boşanma değil, nikahın feshidir (yok olmasıdır). Bu ise boşanma (talak) sayısını etkilemez. Erkeğin sebep olduğu boşanma hali dışında, her iki eşin sebep olabildiği bu gibi nikah feshinde, üç kereden çok fazla da olsa, her birinde nikahın yenilenmesi mümkündür.

Yine bilinen fıkhî bir gerçektir ki, mürted olmuş kişinin hiç kimseyle nikahı sahih değildir. Önce Müslümanken, evlendikten sonra dinsiz olan kimse de nikah bağını koparmış olur.1 Bu durumdaki kimseyle evlilik hayatını sürdürmek caiz değildir. Ancak, imanı bozulan eşin tevbeyle iman tazeledikten sonra, şartları çerçevesinde nikahını da yenilemesi gerekir. Sadece tevbe etmek nikahın tazelenmesi için yeterli olmaz.

İman Nasıl Bozulur?

İmanın şartlarından birini inkâr eden veya dini zaruretlerden namaz, oruç, zekât gibi kesin farzları inkâr ve tahkire kalkan yahut zina, şarap, faiz gibi kesin haramların haramlığını kabul etmeyen kimse, dinden çıkıp mürted olur. Bunun gibi din ve mukaddesata hakaret eden, Müslümanın imanına ve kitabına söven de kafir olur. Müslümanlık iddiasıyla yaşadığı halde, baştan beri mezhep ve itikadı küfür üzere olan, ismen Müslüman, fakat aslen kafir olan batıl inançlı kimseler ise putperest ve müşriklerden sayılır. Müşriklerin kendi aralarındaki nikahları geçerlidir.

Müslüman erkeğin, ehl-i kitap denilen -dinine bağlı- Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenmesi, kerahetle de olsa caizdir. Ancak Müslüman kadının Müslüman erkekten başkasıyla evlenmesi caiz değil, batıldır, hükümsüzdür.

Bilerek veya bilmeyerek küfre düşülüp imanın ve nikahın bozulması yahut dikkatsizce sarfedilen bazı sözlerden dolayı boşanmanın meydana gelmesi ihtimal dahilindedir. Bu münasebetle zaman zaman tevbekâr olup, iman tazelemek gerekebilir. Ayrıca evliler için şartlarını gözeterek nikah yenilemek de ihtiyatlı bir davranıştır. Zaten nikah tazelemelerin birçoğu bu sebeple olmaktadır. Yani nikahın sıhhatine bir şüphe düştüğü zaman, şartlarına uygun olarak yenilenmesi isabetli olur. Böyle ihtiyata dayalı bir nikah için, ayrıca nikah bedeli (mehir) ödemek de gerekmez.

Nikah Nasıl Tazelenir?

Nikah tazeleme, bilinen nikah akdinin aynısıdır. Yani en az iki erkek şahit yanında, evlenen tarafların birbirlerini eş olarak kabullendiklerini açıkça ifade etmeleridir. “Ben seni eşim olarak (yeniden) nikahıma alıyorum”; “Ben de bu nikahlanmayı kabul ettim.” gibi.

Nikah yenilemede işin daha kolay şekli ise şöyledir: Erkek, nikahını yenilemek için eşinin vekalet ve rızasını alır. Uygun şahitler (ergen, Müslüman ve en az iki erkek) huzurunda: “Ben, mevcut eşimi onun rızasıyla yeniden kendime nikahladım.” der. Böylece nikah yenilenmiş olur. Bir de bereketlenmek için Fatiha ve dualar okunabilir.

Ancak, Şafiî mezhebinde kadının sadece erkek velisi veya velinin erkek vekili karşı tarafla nikah sözleşmesi yapabilir. Yani Şafii bir erkek, karısının velisinden vekalet alarak, karısının da izniyle nikah tazeleyebilir.2 Fakat gerekirse bu meselede Şafiîler de Hanefileri taklid edebilirler.

Bazen camilerde ve benzer topluluklarda, “Allahümme, innî üridü…” (Allah’ım ben istiyorum ki…) diye başlayan ve imamın cemaatle birlikte tekrarladığı bir nikah tazeleme şekli var. Bu durumda imam haricinde cemaatin söyledikleri, yetersiz telaffuzlarla ve şahitlik yönüyle de anlaşılmaz gürültülerle birbirine karışıyor. Bu durum bir hatırlatmanın ötesinde, nikah tazeleme için yeterli olamaz. Ancak hanımından nikah vekaletini almış bir-iki kişi, imamın yanına çıkarak onunla birlikte veya kendi başlarına cemaate karşı: “Ben mevcut zevcemi onun rızasıyla, yeniden kendime nikahladım” demiş olsalar, nikahları yenilenmiş olur.


  • 1- Kâsânî: Bedaiu’s-Sanai, Beyrut-1997; İbnu’l-Hümam: Fethu’l-Kadîr, Beyrut-1995, 3/394, 406
  •  2- Maverdî: el-Havi’l-Kebir, Beyrut-1994, 9/128; Beğavî: et-Tehzib, Beyrut-1997, 5/286.
Geredeli Aziz Şeyh Halîl Efendi 

Dr. Murat Ergüven I Araştırma

GEREDELİ AZİZ ŞEYH HALİL EFENDİ

Şeyh Halil Efendi, bu gün Seviller Mahallesi Aşağı Tekke Camii’nin bulunduğu yerdeki dergâhında ömrünün 36 yılını irşâd vazifesini yerine getirerek tamamlamıştır.

Çok kâmil bir insan olan Şeyh Halil Efendi, saraya davet edilen şeyhler arasında idi. Şöhretini duyan Osmanlı Padişahı Sultan II. Mahmud, kendisini İstanbul’a davet etmiş, kendisi de bu davete icabet etmiştir.

Sarayda defalarca yapılan saray sohbetlerinde kerâmet ve kemâlâtı fark edilmiş; saraya davet edilen diğer şeyhlerden üstün olduğu görülmüştür. “Ameller niyetlere göredir” Hadis-i Şerifine verdiği arîf cevapları, kerametleri ve hikmetleri hem Sultanı hem de İstanbul uleması (âlimleri)’nı hayrete düşürmüş ve bundan dolayı onların takdir ve hürmetine nail olmuştur.

Buna mukabil Sultan II. Mahmud tarafından kendisine Habibe hanım adında bir cariye, bir saat ve bazı güzel hediyeler takdim edilerek memleketine dönmesine müsaade edilmiştir. Padişah tarafından sevilip takdir edilen ve saray çevresinde itibar gören Şeyh Halil Efendi, ölünceye kadar da sarayla irtibatını devam ettirmiştir.

Şeyh Hacı Halil Efendi’nin şeyhi açık kerâmetli yüce bir zât olan Şeyh Hacı Mustafa Efendi’dir. Çerkeş’te ümmeti irşâd ile meşgul olan Mustafa Efendi, irşâd halkasında 13 halife yetiştirmiştir. Şeyh Hacı Mustafa Efendi’nin en güzidesi (seçkini), feyz ve kemâl/olgunluk yönü ile halifelerinin en başta geleni “Geredeli Aziz” diye nâm almış olan Şeyh Hacı Halil Efendi ile Beypazarlı Şeyh Ali Efendi’dir.

Şeyh Halil Efendi, Halvetîlik’in Cemaliyye ana kolundan şubelenmiş Şeyh Şaban Veli Hazretleri’nin kurmuş olduğu Şa’baniyye kolunun Nasuhiyye ve Çerkeşiyye silsilesinden yetişerek, adıyla anılan “Halîliyye” kolunu kurmuştur. Eldeki kayıtlara göre 18 halife yetiştirmiştir. Şeyh Halil Efendi’nin Hacı Osman, Mustafa, Mes’ud adında üç büyük oğlu ve bir de Habibe hanımdan doğma Hacı Hamdi Efendi adında dört oğlu olmuştur.

İşte bu dört oğlundan biri olan Osman Efendi, ardından Fuad-ı Sani ve yine oğullarından divan sahibi Şeyh Mustafa Rûmî Efendi halife olmuştur. Feyz ve kemâline binaen Hacı Halil Efendi’den gelen silsileye/kol Şabaniler tarafından da “Ortakol” denilmiş ve kendisi bir şube kurucusu gibi yüceltilmiştir. Bu gün Şeyh Hacı Halil Efendi’den teselsül eden tarikat kolu halen devam edegelmektedir.

1843 tarihinde Hakkın rahmetine kavuşan Şeyh Hacı Halil Efendi, dergâh ve cami müştemilatının avlusuna defnedilmiştir. Bilahare padişahın emriyle maliye nazırı Ahmet Muhtar İtisâmî Paşa (d. ? – ö. 1864) tarafından şu anki türbesi yaptırılmıştır. Bunun yanı sıra iki ocaklı bir su değirmeni de vakfedilmiştir. (1)

_____________________________________________________________________

Abdülkerim Abdülkadiroğlu, M. Taşçı, Dîvân /Mustafa Rûmî Efendi (Şeyh- Geredeli); Ankara 1998, Anıl Matbaa ve Ciltevi; Takdim s.III-IV, Geçmişten Günümüze Gerede, Emin ajans, 2000 s. 72-73; Ali Rıza Ünlü, Tarih Boyunca Gerede; İstanbul 2000, Yenigüven Matbaacılık, s. 130-136.

Diş Dolgusu ve Gusül

Diş Dolgusu ve Gusül I Yusuf Özcan (D:1948-Ö:2013)

Hanefî mezhebine göre gusülde dişlerin yıkanması da farz olduğundan, diş dolgusu ve kaplamanın durumu bir mesele teşkil eder. Önce guslün farzlarından konuyu açalım.

Guslün Farzları:

Şafiîlerde, Niyet ve bütün bedeni yıkamaktır.

Hanefî ve Hanbelîlerde:

1) Ağzın içini çalkalayıp yıkamak,

2) Burna su çekip yıkamak,

3) Tepeden tırnağa vücudu yıkamak.

Malikîlerde:

1) Niyet etmek,

2) Tüm bedeni yıkamak,

3) Yıkarken ovalamak,

4) Bir tarafı kurumadan peş peşe yıkamak,

5) Vücuttaki bütün kıllar arasına suyu geçirmek (1).

Görüldüğü gibi guslün ittifakla ve kesinlikle farz olanı, bütün bedeni tamamen yıkamaktır. Diğerleri ihtilaflı ve “zannî farz” kısmındandır.

Fetva Mektupları

Son devrin büyük alimlerinden Muhammed Zahid Kevserî (ö. 1951), Düzce’li hemşehrilerine 1939’da Kahire’den yazdığı ve bundan yirmi bir yıl önce Düzce’de onun yakınlarından bir zatın dosyasındaki eski Türkçe el yazısı nüshadan inceleyip kopya ettiğim konuyla ilgili mektubunda aynen şöyle demektedir:

“…Parası olan dişini doldurtsun ve yaptırsın, hiçbir mâni-i şer’i (dinî engel) yoktur.

Merhum Ömer Nasuhi Bilmen de 1959 yılında zamanın Gerede müftüsü Kemâleddin Üstün’e cevaben yazdığı ve şu anda Gerede’deki özel kütüphanesinde bulunan, el yazısı bir mektubunda şöyle diyor:

“Diş doldurma meselesi hakikaten mühimdir. Birçok kimseler mücerred (sırf) süs için dişlerini altın ile kaplatıyor veya altın ile yaptırıyorlar. Bu babda (konuda) bir zaruret ve hacet (ihtiyaç) bulunması lâzımdır. Cebîre (sargı) nasıl bir zarurete mebni câiz ise, bunlar da böyle bir zarurete mebni câiz olabilir…”

Bediüzzaman Said Nursî (ö. 1960) Hazretleri ise, bu konuda şunları yazıyor:

“Eğer mütedeyyin bir hekim-i hazıkın (dindar ve uzman bir doktorun) gösterdiği ihtiyaca binaen kaplama sureti olsa, altındaki diş ağzın zahiresinden (dışı hükmünden) çıkar, batın (iç) hükmüne geçer. Gusülde yıkanmaması, guslü iptal etmez. Çünkü üstündeki kaplama yıkanıyor, onun yerine geçiyor. Evet cerihaların (yaraların) üstündeki sargıların, zarar için kaldırılmadığından ceriha (yara) yerine yıkanması, şer’an o yaranın gasli (yıkanması) yerine geçtiği gibi, böyle ihtiyaca binaen sabit kaplamanın yıkanması dahi, dişin yıkanması yerine geçer…”(2).

Dolgu ve Kaplama Özelliği

Diş bağlama ve kaplamanın hükmü, fıkıh kaynaklarımızda “giyim” (lübs) bahsinde yer almıştır. Burada sallanan dişleri altınla sıkıp bağlamanın caiz olup olmayacağı hususunda izahat verilmiş, -çünkü altın süs erkeğe caiz değildir- fakat diş tedavisinde lüzum ve özelliğinden dolayı, gümüş gibi altın kullanmanın da caiz olduğu kabul edilmiştir (3). Temel kaynakların hiçbirinde bu husus, gusül bahsinde söz konusu edilmemiştir.

Fakat son yüzyılda diş dolgusu ve kaplamanın yaygın ve geçmişten farklı bir özellik kazanmasından sonradır ki, üzerinde bazı şüphe ve tartışmalar doğmuştur.

Dolgu ve kaplamanın gusle engel olduğunu söyleyenler, bazı kaynaklarda kayıtlı olan, “Diş çukurun dakiyemek kırıntısının altı ıslanmazsa gusül sahih olmaz” ifadesini esas almışlardır. Bunun dışında ortada kayda değer bir delil yoktur.

Diş kaplama ve doldurmayı gusle engel görmeyenler ise, şu sebeplerinden dolayı bunu caiz görürler:

1- Dolgu ve kaplamalar dişlere yerleştikten sonra, üstteki madde diş hükmünü alır (4). Yıkama lüzumu, artık alttaki diş yerine kaplama ve dolgu üstüne intikal eder.

2- Temel kaynaklarda “şed” ve “tadbîb” (bağlamak ve kaplamak) ifadesiyle anlatılan arızalı dişleri altın yahut gümüşle bağlama, sarma veya kaplama, -bugünkü şekilde olmasa bile- caiz olarak gösterilirken, hiçbirinde altına su geçirme şartından bahsedilmemiştir.

3- Diş tedavisinin de küçümsenmeyecek bir ihtiyaç olmasından dolayı, gerektiğinde diş kaplama ve dolgusunun caiz olduğu ve bunun gusle zarar vermeyeceği ifade edilmiştir.

Sonuç

1- Diş kaplama ve dolgusunun caiz olduğunu bildiren alimlerimizin görüşüyle rahatlıkla amel edilebilir. Ancak hiç mazeret yokken bu yola başvurmanın hükmü şüphelidir. Buradaki meşru mazeret, bir dişin zayi olma ihtimalidir. Bir de dolgu veya kaplama ihtiyaten hayız veya cünubluk halinde yaptırılmamalıdır.

2- Sabit kaplama ve dolguların caiz oluşundan şüphe edip de vicdanen rahatsız olanların, gerektiğinde çıkarılıp takılabilen protez dişlerden yaptırması uygun olur.

3- Dişlerinde mevcut kaplama ve dolgulardan şüphesi olanlar, gusül anında niyetlenmek şartıyla, Şafiî veya Malikî mezhebini taklid suretiyle de gusledebilirler. Çünkü gusülde ağzı ve burnu yıkamak bu mezheplere göre farz değil, sünnettir. Ancak onlara göre gusle niyet farz olduğundan, mezheb taklidinde niyet şartına da uymak gerekir.

Burada açıklanan maddelerden herhangi biriyle amel edilebileceğine göre, bu hususta ölçüsüz münakaşaların ve taassubun gereği yoktur.


  • (1)    El-Cezîrî: Kitâbü’l Fıkıh ale’l-mezâhibi’l-erbaa (Kahire-1994), 1/94-96.
  • (2)    Bediüzzaman: Risâle-i Nur Külliyâtı/Barla Lâhikası (İstanbul-1996), 2/1522.
  • (3)    İbn-i Âbidîn: Reddü’l-Muhtar (Beyrut-1994), 9/521.
  • (4)    El-Kâsânî: Bedâiu’s-Sanâî’ (Beyrut-1997), 6/524’te şöyle der: “Çünkü altın kaplama dişe tâbidir; tâbi olanın hükmü aslın hükmüdür.”