DR. MURAT ERGÜVEN
TCMB’nin Temmuz Faiz İndirimi Dengeli Bir Gevşeme mi ?

Dr. Murat Ergüven I Ekonomi & Finans

TCMB’NİN TEMMUZ 2025 FAİZ KARARI DENGELİ BİR GEVŞEME Mİ, RİSKLİ BİR DÖNÜŞ MÜ?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 24 Temmuz 2025 tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, politika faizini %46’dan %43’e indirerek enflasyonla mücadelede “sıkı duruş” söylemini korurken, ekonomik büyümeyi desteklemek için önemli bir adım attı. Gecelik borç verme faizini %49’dan %46’ya, borçlanma faizini ise %44,5’ten %41,5’e çeken TCMB, yalnızca politika faizinde değil, gecelik likidite koşullarında da belirgin bir gevşeme sinyali verdi. Bu karar, enflasyonla mücadelede “sıkı duruş” söylemi sürerken, para politikasında yön değişiminin ilk açık işareti olarak okunabilir. Aynı zamanda ekonomik büyümeyi destekleme yönünde temkinli bir adım niteliğinde. Ancak bu gelişme, yalnızca bir “faiz indirimi” kararı değil; ekonomi politiğimizin yönünü, merkez bankacılığı anlayışımızın istikametini ve kurumsal kredibilitemizi sınayan çok katmanlı bir hamledir.

1. Gevşeme mi, Dengeli Bir İnce Ayar mı?

TCMB, Haziran 2025’te enflasyonun ana eğiliminin yatay seyrettiğini, Temmuz’daki artışı ise turizm sezonu ve Brent petrolün 85-90 dolar bandına yükselmesi gibi “aya özgü geçici” unsurlara bağlıyor. Ancak %43’lük politika faizi, hâlâ yüksek bir reel faiz sunarak sıkı para politikası duruşunun tümüyle terk edilmediğini gösteriyor. Yine de 300 baz puanlık indirim, ekonomik yavaşlamaya verilen dikkatli bir yanıt niteliğinde. TÜİK’in 2025 Q1 verilerine göre, GSYH büyümesi %2,5’le son yılların en düşük seviyesinde. Bu hamle, piyasalara kontrollü ve temkinli bir gevşeme” sinyali verse de “indirim döngüsü başladı mı?” sorusunu da gündeme getiriyor. TCMB’nin veri odaklı ve ihtiyatlı yaklaşımı, piyasa algısını yönetmede kilit rol oynuyor, ancak güven, kararların tutarlı uygulamasıyla kazanılacak.

2. Ekonomik Gerekçeler: Veriye Dayalı mı, Büyüme Odaklı mı?

TCMB, iç talepteki zayıflamanın enflasyon baskısını hafiflettiğini ifade ediyor. Özellikle inşaat, otomotiv ve perakende gibi faiz hassasiyeti yüksek reel sektörlerde yaşanan daralma, fiyat artışlarını sınırlayıcı yönde etkiliyor. Bu durum, TCMB’yi büyümeyi destekleyen kontrollü bir adıma yöneltmiş görünüyor.

Ne var ki, enflasyon hâlâ %45-50 bandında seyrediyor (TÜİK, Haziran 2025). Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) gibi alternatif kaynaklar ise bu fiyat baskısının daha yüksek (%50’nin üzerinde) olabileceğine işaret ediyor. Temmuz ayındaki geçici enflasyon artışı beklentisi, turizm sezonuna bağlı iç talep canlanması, Brent petrol fiyatlarındaki küresel dalgalanmalar ve 2024 yılında 80 milyar dolara ulaşan enerji ithalatı gibi dışsal etkenlerle ilişkilendiriliyor.

Bu bağlamda faiz indirimi, ilk bakışta ekonomik büyümeyi desteklemeye yönelik bir hamle gibi görünse de enflasyonla mücadeledeki kararlılığın bir testi hâline geliyor. Aynı zamanda TCMB’nin kredibilitesi açısından da önemli bir sınav niteliği taşıyor. 2021-2023 döneminde uygulanan düşük faiz politikalarının enflasyonu tetiklediğine dair toplumsal ve piyasa hafızası hâlen tazeyken, bu yeni yön değişikliği hem yatırımcılar hem de kamuoyu tarafından dikkatle izleniyor.

Öte yandan, reel sektörün artan finansman maliyetleri ve zayıflayan iç talep koşulları, TCMB’yi sınırlı da olsa genişleyici bir politika hamlesine yöneltmiş olabilir. Özellikle yılın ilk yarısında büyüme verilerinin zayıf sinyaller vermesi, bu kararı makroekonomik açıdan daha anlaşılır ve gerekçeli kılmaktadır.

3. Kararın Güçlü Yönleri: Ölçülü ve Eşgüdümlü Bir Yaklaşım

TCMB’nin kararının olumlu yönleri şu şekilde özetlenebilir:

  • Kademeli ve ölçülü yaklaşım: 300 baz puanlık faiz indirimi, agresif bir gevşeme hamlesinden ziyade, kontrollü, dikkatli bir esneklik adımı olarak görülebilir. %43 seviyesindeki politika faizi, hâlâ pozitif reel faiz sunmaya devam etmekte ve böylece enflasyonla mücadele kararlılığının sürdüğünü gösteriyor. Bu yönüyle karar, para politikasında tam anlamıyla bir genişlemeye geçilmediğini, ancak kontrollü, sınırlı ve veri odaklı bir esneklik alanı tanındığını ortaya koymaktadır.
  • Maliye politikasıyla uyum: Duyuruda, mali disiplinin dezenflasyon sürecine katkı sağlayacağı vurgulanıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2025 yılı bütçe disiplini taahhütleri, TCMB’nin dezenflasyon hedefini destekleyebilir.
  • Makroihtiyati tedbir ve Finansal İstikrar: TCMB, kredi büyümesinin anormal artması durumunda (2024’te kredi hacmi %30 arttı), zorunlu karşılıklar veya sermaye yeterlilik oranları gibi araçlarla müdahale sinyali veriyor. Bu da kararın salt “piyasa hoşnutluğu” amacı taşımadığını gösteriyor.

4. Riskler: Kur, Enflasyon ve Küresel Tehditler

Kararın riskli yönleri, Türkiye’nin ekonomik yapısındaki kırılganlıklarla yakından ilişkili:

  • Kur baskısı: Faiz indirimi TL talebini azaltarak döviz kurları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Dolar/TL 32-34 bandında (2025 Q2) dalgalanırken, faiz indirimi TL talebini azaltabilir. Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığı, kur riskini artırıyor.
  • Enflasyon beklentileri: TCMB Temmuz ayındaki enflasyon artışını “geçici” olarak değerlendiriliyor. Ancak bu fiyat artışlarının yapışkan hale gelmesi, TCMB’nin güvenilirliğini zedeleyebilir. ENAG’ın %50 üzerindeki alternatif enflasyon tahminleri, bu riski güçlendiriyor. Güçlü iletişim ve tutarlı uygulama, bu riski azaltabilir. Enflasyonla mücadelede rakamlardan çok, beklentilerle mücadele önemlidir.
  • Küresel riskler: TCMB’nin duyurusunda belirtilen jeopolitik gelişmeler ve küresel ticaretteki korumacılık, ciddi tehditler. Avrupa Birliği’nin 2026’da devreye alacağı Karbon Sınır Vergisi, Türkiye’nin 100 milyar dolarlık AB ihracatını tehdit ediyor. Ayrıca, Orta Doğu’daki gerilimler veya enerji fiyatlarındaki sıçrama, enflasyonu körükleyebilir. TCMB’nin “tüm araçları kullanma” taahhüdü, proaktif bir duruş, ama başarı uygulamaya bağlı.

5. Vatandaş, İş Dünyası ve Yatırımcılar İçin Anlamı

  • Vatandaşlar: Kredi faizleri (%50’den %45’e gerileyebilir) konut ve tüketici kredilerinde rahatlama sağlayabilir. Bu da bir miktar talebi canlandırabilir, ancak enflasyon satın alma gücünü eritiyor.
  • İş dünyası: KOBİ’ler ile faiz hassasiyeti yüksek inşaat, otomotiv, tekstil gibi sektörlerde finansmana erişim kolaylaşabilir. Ancak, TOBB’un 2025 raporları, KOBİ’lerin %60’ının kur riskinden endişeli olduğunu gösteriyor; otomotiv sektörünün %70 ithal girdiye bağımlılığı, maliyet baskısını artırıyor.
  • Yatırımcılar: BIST 100’ün 2025’te %20 getirisi, bankacılık ve inşaat hisselerinde kısa vadeli yükseliş umudu oluşturuyor. Ancak sabit getirili enstrümanlar cazibesini yitirebilir, döviz pozisyonları ise kur riski nedeniyle yeniden cazip hale gelebilir.

6. Eleştirel Okuma: TCMB’nin İletişimi ve Kurumsal Kredibilitesi

TCMB’nin metni teknik olarak sağlam olsa da kamuoyunun güvenini kazanmak için daha fazlasına ihtiyaç var. %5’lik orta vadeli enflasyon hedefi, mevcut yapısal koşullar altında oldukça iddialı. Türkiye’nin 2018-2022 döneminde %70’lere varan enflasyon pikleri, yapısal reformlar olmadan bu hedefin ne kadar zor olduğunu hatırlatıyor. Tarımda verimlilik, enerji bağımlılığını azaltma ve eğitim gibi yapısal reformlar olmaksızın, bu hedefe ulaşmak zor görünüyor. Merkez Bankası’nın para politikası tek başına yeterli olamaz.

Merkez Bankası’nın iletişim dili teknik ve profesyonel bir düzeyde olmakla birlikte, geniş toplum kesimleri açısından yeterince anlaşılır değildir. “Dezenflasyon” veya “makroihtiyati tedbir” gibi teknik terimlerin sadeleştirilerek ve bağlam içinde açıklanarak kamuoyuna ulaştırılması gerekmektedir. Bu noktada, sosyal medya araçları, görsel anlatımlar ve kamuya açık bilgilendirme yöntemleriyle iletişim stratejisi daha erişilebilir ve etkili kılınmalıdır.

Kredibilite yalnızca güçlü teknik metinlerle değil, alınan kararların sahadaki sonuçlarıyla ve tutarlı bir uygulama pratiğiyle inşa edilir. Çünkü piyasa aktörleri ve toplum, açıklamalardan çok uygulamaların neticelerine bakar. TCMB’nin “veri odaklı” ve “öngörülebilir” yaklaşımı, geçmişteki ani politika değişikliklerinden uzaklaşma çabası açısından olumlu bir sinyal vermektedir. Ancak bu yaklaşımın güven üretmesi, uygulamanın sürekliliği ve tutarlılığı ile mümkün olacaktır.

Bu bağlamda Merkez Bankası’nın rolü yalnızca “faiz belirleyen” teknik bir otorite olmanın ötesine geçmiştir. Bugünün şartlarında TCMB; topluma yön gösteren, ekonomik gelişmeleri sade ve güven verici bir dille anlatan ve uzun vadeli istikrarı temsil eden bir kurum kimliğini yeniden inşa etmek durumundadır.

7. İhtiyatlı İyimserlik mi, Erken Bir Risk mi?

TCMB’nin Temmuz 2025 tarihli faiz indirimi, ekonomik büyüme ile fiyat istikrarı arasında ince bir denge kurma arayışının bir yansımasıdır. Karar, reel sektörü ve iç talebi destekleme potansiyeli taşırken; enflasyon beklentileri, döviz kuru üzerindeki baskılar ve küresel ekonomik belirsizlikler, ihtiyatlı bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Bu adımın başarısı, sadece 300 baz puanlık indirimin teknik doğruluğuna değil; aynı zamanda TCMB’nin bu süreci nasıl yönettiğine, uygulama disiplinine ve dışsal şoklara karşı geliştireceği dayanıklılığa bağlıdır. Özellikle şu üç temel unsur belirleyici olacaktır:

  • Maliye politikası ile etkin eşgüdüm,
  • Kur riskine karşı zamanında ve proaktif önlemler,
  • Toplumun güvenini gözeten, açık ve anlaşılır bir iletişim dili.

Sonuç olarak, bu faiz indirimi ekonomiye sınırlı bir nefes alma imkânı sunabilir. Ancak, bu adımın kalıcı bir iyileşmeye mi yoksa yeni bir dengesizliğe mi yol açacağı; stratejik koordinasyon, uygulama kararlılığı ve kamuoyuyla kurulan iletişimin gücüyle belirlenecektir.

TCMB-Kazakistan Swap Anlaşması ve Ekonomik Etkileri Neler? 

Dr. Murat Ergüven | Ekonomi & Finans  

TCMB-KAZAKİSTAN SWAP ANLAŞMASI VE EKONOMİK ETKİLERİ NELER? 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 24 Nisan 2025 tarihinde Kazakistan Cumhuriyeti Merkez Bankası ile 28 milyar TL veya 423 milyar Kazakistan tengesi değerinde bir ikili para takası (swap) anlaşması imzaladı. Bu anlaşma, TCMB’nin 2018 sonrası swap portföyünü 28,7 milyar USD’ye çıkarırken, swap anlaşmalarının Türkiye ekonomisi üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkilerini yeniden tartışmaya açtı. Bu makale, TCMB’nin son swap anlaşmasını, mevcut ekonomik konjonktür ve 25 Nisan 2025 tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) Toplantı Özeti ışığında değerlendirerek, swap stratejisinin finansal istikrar ve enflasyonla mücadele üzerindeki etkilerini analiz ediyor. Ayrıca, swap anlaşmalarının sürdürülebilirliğini artırmak ve yapısal reformlarla desteklemek için stratejik öneriler sunuyor. 

  1. Swap Anlaşmalarının Türkiye Ekonomisindeki Yeri 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), son yıllarda döviz rezervlerini güçlendirmek ve yerel para birimleri üzerinden ticareti teşvik etmek amacıyla swap anlaşmalarına yönelmiştir. 2018’de Katar ile başlayan bu süreç, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Güney Kore ve son olarak Kazakistan ile yapılan anlaşmalarla genişlemiştir. 24 Nisan 2025 tarihinde TCMB ile Kazakistan Cumhuriyeti Merkez Bankası arasında imzalanan swap anlaşması, 28 milyar TL veya 423 milyar Kazakistan tengesi değerinde bir takas imkânı sağlamakta olup, 3 yıl süreyle geçerli olacak ve tarafların mutabakatıyla uzatılabilecektir. 

Swap anlaşmaları, TCMB’nin brüt rezervlerini artırarak kısa vadeli likidite sağlama ve döviz kuru oynaklığını azaltma hedefiyle uygulanmaktadır. Ancak, net rezervlerin kırılganlığı, swapların borç niteliği ve vade sonunda yaratabileceği riskler, bu stratejinin uzun vadeli sürdürülebilirliğini sorgulamaktadır. Bu makale, TCMB’nin son swap anlaşmasını ekonomik ve finansal dinamikler çerçevesinde ele alarak, swap stratejisinin avantajlarını ve sınırlılıklarını analiz edecek ve yapısal reformlarla desteklenmesi için öneriler sunacaktır. 

  1. TCMB’nin Kazakistan ile Swap Anlaşması: Detaylar ve Bağlam 

TCMB’nin Kazakistan ile imzaladığı swap anlaşması, 24 Nisan 2025 tarihinde Washington’da, TCMB Başkanı Dr. Fatih Karahan ve Kazakistan Merkez Bankası Başkanı Timur Suleimenov tarafından imza altına alınmıştır. Anlaşma, iki ülke arasında yerel para birimleri üzerinden ticareti kolaylaştırmayı ve finansal iş birliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Nominal olarak 28 milyar TL veya 423 milyar Kazakistan tengesi (yaklaşık 0,7 milyar USD) değerinde olan bu anlaşma, TCMB’nin mevcut swap portföyüne eklenerek toplam swap hacmini 28,7 milyar USD’ye çıkarmıştır. 

  1. 1. TCMB’nin Mevcut Swap Portföyü 

TCMB’nin 2018 sonrası swap anlaşmaları şu şekildedir: 

  • Katar: 15 milyar USD 
  • Çin: 6 milyar USD 
  • BAE: 5 milyar USD (2,7 milyar USD kullanıldı ve geri ödendi) 
  • Güney Kore: 2 milyar USD 
  • Kazakistan: 0,7 milyar USD (2025 anlaşması) 
  • Toplam: 28,7 milyar USD (Kullanımda: 19,7 milyar USD) 
  1. 2. Anlaşmanın Ekonomik Bağlamı 

Kazakistan ile yapılan swap anlaşması, TCMB’nin rezervlerini artırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ancak, 25 Nisan 2025 tarihli PPK Toplantı Özeti’ne göre, TCMB’nin brüt rezervleri 22,4 milyar USD azalarak 147,5 milyar USD’ye gerilemiştir. Net rezervlerin ise hâlâ negatif bölgede (-35,4 milyar USD civarında) olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum, swap anlaşmalarının brüt rezervleri artırırken net rezervlerin kırılganlığını çözmediğini göstermektedir. Ayrıca, TL’nin 1 ay vadeli kur oynaklığının %18,9’a yükselmesi ve Türkiye’nin 5 yıllık CDS priminin 343 baz puana çıkması, piyasalardaki belirsizlik ve risk algısının devam ettiğini işaret etmektedir. 

  1. Swap Anlaşmalarının Finansal ve Ekonomik Etkileri 
  1. 1. Kısa Vadeli Avantajlar 

Swap anlaşmaları, TCMB’nin brüt rezervlerini artırarak döviz likiditesi sağlama ve piyasalara güven sinyali verme konusunda etkili bir araçtır. Kazakistan ile yapılan anlaşma, özellikle yerel para birimleri üzerinden ticareti teşvik ederek döviz kuru baskısını azaltabilir. PPK özetinde belirtildiği üzere, swap kaynaklı likidite artışı, yurt içi talebin güçlü seyretmesine katkıda bulunmuş, ancak bu durum enflasyon üzerinde yukarı yönlü bir baskı yaratmıştır. 

  1. 2. Uzun Vadeli Riskler ve Sınırlılıklar 

Swap anlaşmalarının borç niteliği taşıması ve genellikle 1-3 yıl vadeli olması, vade sonunda yenilenmemesi durumunda rezervler üzerinde ciddi bir baskı yaratabilir. Ayrıca, net rezervlerin negatif seyri, TCMB’nin döviz rezervlerini kalıcı olarak artırma konusunda yapısal bir çözüm üretmediğini göstermektedir. PPK özetinde, hanehalkı enflasyon beklentilerinin %59,3’te sabit kalması, TCMB’nin iletişim politikalarının halk nezdinde güven oluşturmakta yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, swap anlaşmalarının sağladığı kısa vadeli rahatlamanın, uzun vadeli güven ve istikrar sağlamada sınırlı kaldığını göstermektedir. 

  1. 3. Enflasyon ve Talep Üzerindeki Etkiler 

PPK özetine göre, yurt içi talep ilk çeyrekte öngörülenden yüksek seyretmiş, ancak ivme kaybetmeye başlamıştır. Swap anlaşmaları yoluyla sağlanan likidite, tüketim talebini artırarak enflasyonu körüklemiş; Mart 2025’te yıllık enflasyon %38,1’e gerilese de, gıda fiyatlarındaki artış (taze sebze-meyve ve et ürünleri) enflasyon üzerindeki baskıyı sürdürmüştür. TCMB’nin politika faizini 17 Nisan 2025’te %46’ya yükseltmesi, enflasyonu kontrol altına almada sınırlı bir etki yaratmıştır. 

  1. Swap Stratejisinin Sürdürülebilirliği ve Yapısal Reform İhtiyacı 

Swap anlaşmaları, TCMB’nin rezerv yönetiminde önemli bir araç olsa da, bu stratejinin sürdürülebilirliği birkaç temel soruna bağlıdır. İlk olarak, swapların borç niteliği, vade sonunda yenilenmeme riskini beraberinde getirmektedir. İkinci olarak, net rezervlerin negatif seyri, TCMB’nin dış finansman kırılganlığını çözemediğini göstermektedir. Üçüncü olarak, swap anlaşmalarının sağladığı likidite, yapısal reformlarla desteklenmezse, enflasyonist baskıları artırarak dezenflasyon sürecini baltalayabilir. 

  1. 1. Yapısal Reform Önerileri 
  • Net Rezervlerin Güçlendirilmesi: Swap anlaşmalarına bağımlılığı azaltmak için TCMB, ihracata dayalı büyüme modeli ve doğrudan yabancı yatırımları teşvik eden politikalarla net rezervleri artırmalıdır. Örneğin, Almanya’nın 2000’li yıllarda ihracata dayalı büyüme modeli, cari fazla ve güçlü rezerv birikimiyle sonuçlanmıştır; Türkiye benzer bir stratejiyi benimseyebilir. 
  • Gıda Enflasyonuna Müdahale: Gıda fiyatlarındaki artış, enflasyonun ana sürücülerinden biridir. Tarımsal üretim ve tedarik zincirindeki yapısal sorunları çözmek için tarım reformları ve lojistik altyapı yatırımları yapılmalıdır. 
  • TCMB’nin İletişim Politikası: Hanehalkı enflasyon beklentilerinin yüksek seyretmesi, TCMB’nin güvenilirlik sorununa işaret etmektedir. TCMB, şeffaf ve proaktif bir iletişim politikası benimseyerek halkın ve piyasaların dezenflasyon sürecine olan inancını güçlendirmelidir. 
  • Maliye Politikasıyla Eşgüdüm: PPK özetinde vurgulanan maliye politikasıyla eşgüdüm, TCMB’nin bağımsızlığını zedelemeden uygulanmalıdır. Kamu harcamalarının disipline edilmesi ve yapısal reformlarla desteklenmesi, swap anlaşmalarının etkisini artırabilir. 
  1. 2. Swap Stratejisine Yönelik Öneriler 
  • Çeşitlendirme: TCMB, swap anlaşmalarını çeşitlendirerek riski dağıtmalıdır. Örneğin, Kazakistan ile yapılan anlaşma, daha küçük ölçekli bir adımdır; ancak Avrupa veya Latin Amerika ülkeleriyle yeni anlaşmalar, portföyü daha dengeli hale getirebilir. 
  • Uzun Vadeli Anlaşmalar: Swap anlaşmalarının vadeleri, 3 yıldan daha uzun süreli olacak şekilde müzakere edilmelidir. Bu, vade sonu risklerini azaltabilir. 
  • Yerel Para Kullanımını Artırma: Swap anlaşmaları, yerel para birimleri üzerinden ticareti artırmak için daha etkin kullanılmalıdır. Örneğin, Kazakistan ile yapılan anlaşma, Türk firmalarının tengede ithalat yapmasını teşvik edebilir; bu, döviz talebini azaltarak kur baskısını hafifletebilir. 

5. Swap Anlaşmalarının İkili Yüzü ve Gelecek Perspektifi 

TCMB’nin Kazakistan ile yaptığı son swap anlaşması, kısa vadeli likidite sağlama ve yerel para birimleri üzerinden ticareti teşvik etme açısından olumlu bir adımdır. Ancak, swap anlaşmalarının borç niteliği, net rezervlerdeki kırılganlık ve enflasyon üzerindeki dolaylı etkiler, bu stratejinin uzun vadeli sürdürülebilirliğini sınırlamaktadır. PPK özetinde belirtildiği üzere, TCMB’nin brüt rezervleri 147,5 milyar USD’ye gerilemiş, TL’nin kur oynaklığı %18,9’a yükselmiş ve CDS primi 343 baz puana çıkmıştır; bu, swap stratejisinin yapısal reformlarla desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. 

Swap anlaşmaları, TCMB’nin rezerv yönetiminde geçici bir çözüm sunabilir, ancak kalıcı finansal istikrar için yapısal reformlar şarttır. Net rezervlerin artırılması, gıda enflasyonuna yönelik çözümler, TCMB’nin iletişim politikalarının güçlendirilmesi ve maliye politikasıyla eşgüdüm, swap stratejisinin etkisini artırabilir. Türkiye, swap anlaşmalarını bir köprü olarak kullanmalı, ancak uzun vadeli hedeflerini ihracata dayalı büyüme ve doğrudan yabancı yatırımlarla desteklemelidir. Bu yaklaşım hem finansal istikrarı güçlendirecek hem de swap anlaşmalarının ikili yüzünü (kısa vadeli rahatlama, uzun vadeli riskler) dengeleyecektir. 


Kaynakça 

  • Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2025). Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti (DUY2025-28). 
  • Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (2025). Basın Duyurusu: Kazakistan ile Swap Anlaşması. 
  • Anadolu Ajansı (2025). TCMB ile Kazakistan Cumhuriyeti Merkez Bankası Swap Anlaşması Yaptı.