DR. MURAT ERGÜVEN
Evlilikte Mehir Hakkı

Mehir ve ÖnemiYusuf Özcan (D:1948-Ö:2013)

Mehir, evlenen kadının hakkı olan mal veya paradır. Bunun azı veya çoğu için kesin bir sınır yoktur. Herkesin imkânına göre değişebilir. Evlenmeden önce peşin verilebileceği gibi, evlendikten sonra da verilebilir. Erkeğin evlendiği kadına mehir ödemesi vaciptir. Mehir, kadının öz hakkıdır ve onun rızası olmadan kimse onu harcayamaz.

Başlık ise, kız tarafının kendileri için bir gelir olarak sözleşme, nişanlanma ve düğün sıralarında damat tarafından aldıkları para ve eşyadır. Bu bir çeşit rüşvettir ve haksız kazanç yoludur. Damat tarafından kız tarafına verilen şeyler sırf evlenen kız için sarfediliyorsa, o zaman ismi ne olursa olsun mehir yerine geçer.

Hatırı sayılır bir miktar olarak ödenmiş veya taahhüt edilmiş mehir, basit sebeplerle erkeğin eşini boşamasının önünde bir engeldir. Böylece mehir, kadına maddi destek yanında evliliğin devamı için de etkili bir bağ vazifesi görür. Birçok zararı görülen ‘başlık’ adetinin ortadan kalkması ve evlenen kızın layık olduğu nikâh bedeline kavuşması, ancak mehir esaslarının uygulanmasıyla mümkündür.

Evlenen kadına ödenmesi vacip olan mehrin, nikâh sırasında konuşulması şart değil, müstehabtır. İki ailenin karşılıklı olarak, mehir yerine kızlarını birbirine mehirsiz olarak vermeleri ise caiz değildir. Buna “Nikâh-ı Şığar” denir. Üç mezhebe göre bu nikâh geçersizdir. Hanefî Mezhebi’nde ise nikâh sahih olmakla beraber harama yakın mekruhtur, ayrıca mehir verilmesi vacip ve lazım olur. (1)

Mehrin en çoğu için bir sınır yoktur. En azı için de Şafiî mezhebine göre bir ölçü yoksa da, Hanefî Mezhebi’ne göre mehrin en azı 30 küsur gram gümüş değeri olarak kabul edilir. 80-90 gram altın ortalama bir ölçü sayılabilir.

Mehir Çeşitleri

Mehir, temelde “Mehr-i Müsemma” (isimlenmiş mehir) ve “Mehr-i Misl” (mehir benzeri ) olmak üzere iki kısımdır.

Mehr-i müsemma, nikâhtan evvel veya nikâh sırasında iki tarafın anlaşıp karara bağladığı mehirdir. Bu da tamamen peşin (muaccel) veya tamamen veresiye (müeccel) olabileceği gibi, bir bölümü peşin ve bir bölümü de veresiye olabilir. Veresiye mehirde bir süre belirlenmişse, süre dolunca kadının mehrini vermek gerekir. Süresiz olarak ertelenmişse, boşanma veya eşlerden birinin vefatına kadar gecikme olabilir. Peşin verilmesi kararlaştırılan mehrini almadıkça, nikâhlı kadın kendisini erkeğine teslim etmeyebilir.

Mehr-i Misl, evlenen kadının baba soyundan veya baba memleketinin ahalisinden çeşitli özellikleriyle kendisi gibi olan kadınlara evlenme halinde verilen bedeldir. Evlenme öncesi karar bağlanmamasına rağmen, kadının hakkı olan asıl mehir de budur.

Nikâhtan sonra zifaf yahut ölüm durumundan biri meydana gelmişse, adı konulmuş mehir varsa onun ödenmesi vacip olur. Zifaf veya o manada başbaşa kalma olmadan önce erkeğin boşaması olmuşsa, bu mehrin yarısı gerekir. Mehrin tamamı ödenmişse, yarısı geri verilir.

Eğer adı konmuş “mehr-i müsemma” ortada yoksa, zifaf yahut karı-kocadan birinin vefatı sebebiyle mehr-i misl (emsal mehir) ödenmesi gerekir. Bu durumda zifaf yahut zifafa elverişli buluşma olmadan kocanın boşaması olmuşsa, mehr-i mislin yarısını geçmeyen bir ödeme gerekir.

Mehrin belirlenmesinde hem kadının durumunu hem erkeğin imkânlarını hesaba katmak gerekir. Nikâh meclisinden önce bir mehir, nikâh anında ise farklı bir mehir konuşulsa, asıl olanı önce konuşulandır. Fakat bunun üzerinde anlaşmazlık çıkarsa, nikâh sırasında konuşulan mehir esas alınır. (2)

Mehrin Kesinleşmesi

Nikâh akdinden dolayı vacip olan mehrin, bazı hallerde vaciplikten düşmesi de mümkündür. Mesela sahih nikâhta zifaftan önce kadının dinden çıkması gibi kendi fiiliyle ayrılık olmuşsa, kadın mehir hakkını tamamıyla kaybeder. Fakat üç sebepten biri bulununca, artık mehir tamamen kesinlik kazanır. Bu üç sebep ise:

1- Sahih nikâhta gerçek halvet olması,

2- Zifaf meydana gelmesi,

3- Eşlerden birinin ölmüş olmasıdır.

Bunlardan biri meydana geldi mi, hak sahibi mehrini bağışlamadıkça mehir olarak ödenmiş para, altın veya eşyaların hiçbiri geri alınamayacağı gibi, henüz ödenmemiş mehrin de ödenmesi kesin borç olur.

Evli eşler, kesin boşanma olan “bain talâk” ile yahut meşru bir sebebe veya eşlerin ortak arzusuna dayalı mahkeme kararıyla ayrılıp evliliğe son vermişlerse, birbiriyle tekrar nikâhlanmaları halinde, yinemehir hakkı vardır.

Nikâhlı eşler arasında, sahih halvet veya cinsî münasebet olmuşsa mehir kesinlik kazanacağı gibi, bunlar olmasa bile eşlerden biri vefat ettiğinde yine böyledir. Ölüm halinde daha önce ödenmemiş olan mehri vermek veya almak hakkına sahip olanlar, vefat edenin vârisleridir.

Halvet durumu: Kadın ve erkeğin, kendi izinleri olmadıkça üçüncü bir şahsın onların hallerinden haberdar olamayacağına emin oldukları, tenha veya kapalı bir yerde yalnız başlarına bulunmalarıdır. Eşlerin birinde cinsî ilişkiye bir engel yokken böyle bir buluşmaya “sahih halvet” denir. İşte mehre kesinlik kazandıran halvet budur. Eşlerden birinde hastalık, ramazan orucu ve kadının hayız hali gibi engel bulunur yahut orada başka biri olursa, buna da “fasid halvet” denir. Sadece fasid halvetle mehir kesinlik kazanmaz. (3)

Batıl (geçersiz) nikâhta ve nikâhsız nişanlılıkta halvet, mehir gerektirmez. Ancak nikâhsız nişanlıların halveti caiz değildir.

Mehrin Sahibi

Mehir hakkı, evlenen kızın veya kadının bizzat kendisinindir. Başlık, ağırlık vs. namıyla kızın babası ya da velileri tarafından damattan alınan para ve mallar, sırf kızın kendisi için harcanır ve saklanırsa, mehir hesabına dahil olur. Fakat bunu bir çeşit ticari kazanç şeklinde velilerin kendilerine mal etmeleri caiz değildir. O zaman haram olan rüşvet yerine geçer. Ancak damadın isteği üzerine kız tarafına verilen hediyeler hediye olarak caizdir.

Bugünkü adet ve uygulamaların çoğunda, damat tarafından gelin tarafına yapılan ödemeler açıkça mehir olarak belirtilmiyorsa da, bilezik, gerdanlık vs. gibi altın eşyadan kıza ödenen nikâh bedeli şeylerin hepsi, esasen mehir yerine geçmektedir. Bunlar bir çeşit emsal mehirdir.

Ergenlik çağındaki akıl sahibi bir kadın, mehrini kocasına yahut onun vefatından sonra vârislerine bağışlayabilir. Bu hususta kimsenin itiraz hakkı yoktur. Kadın, isterse mehri ana-babasına da hibe edebilir.

Mehir, doğrudan mehir hakkının yegâne sahibi olan nikâhlanmış kadına teslim edildiği gibi, kadının izni dahilinde onun babası veya diğer velilerine de teslim edilebilir. Zaten mevcut uygulama da genelde böyledir. Mehrini almış olan evli bir kadın ise, onu istediği gibi kullanabilir, buna müdahale etmeye kimsenin hakkı yoktur. (4)

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Şayet ondan birazını kendileri gönül rızasıyla bağışlayıverirlerse, onu da sindirerek afiyetle yiyin.” (Nisa/4).

“Bir eşin yerine başka bir eş istediğiniz takdirde, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi, verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın.” (Nisa/20)


  • (1) Neylü’l-Evtâr, 6/635-37; Kitabü’l-Fıkh ale’l-Mezahib, 4/129
  • (2) el-Meydanî, el-Lübab (Beyrut-1998), 2/15-16; el-Fetava’l-Hindiyye, 1/315-16
  • (3) Bedaiu’s-Sanai, 3/520-28; Reddü’l-Muhtar, 4/248-49 vd.
  • (4) Mehirle ilgili tafsilat için: el-Fıkhu’l-İslâmî, 9/6757-6840; Hukuk-u İslâmiyye Kamusu, 2/115-150
Evlenme Akdi

Evlenme Akdi I Yusuf Özcan (D:1948-Ö:2013)

Nikah Akdinin Temeli

İslâm hukukunda nikâhın temeli sayılan rüknü, “icab ve kabul”dür. Yani taraflardan birinin açıkça evlenme teklifini dile getirmesi, öbür tarafın da bu teklifi kabul ettiğini beyan etmesidir. Ayrıca müslümanların nikâhında âkil-bâliğ ve müslüman en az iki erkeğin veya bir erkekle iki kadının şahit olarak aynı yerde bulunması lazımdır. Şahitler nikâh akdinin başta gelen şartıdır.

İslâm’a uygun nikâhta evlenecek asil adaylar veya onların vekilleriyle şahitler dışında, evlenme akdini yapmak için ayrıca bir memur veya din görevlisine ihtiyaç yoktur. Evlenecek adayların veya onların temsilcisi olan velilerinin yahut vekillerin doğrudan icab ve kabulde (evlenme sözleşmesinde) bulunmaları kâfidir. Mesela şahitler huzurunda evlenme adaylarından biri: “Seni nikâhlı eşim olarak kabullendim” dese, diğeri de: “Ben de bu evlenmeyi kabul ettim” demiş olsa, evlenme akdi gerçekleşmiş olur. (Şafiîlere göre, kadının yerine erkek velisi sözleşmeyi yapar.)

Ancak bu işlemi yeterince bilen birisinin evlenenlerle soru-cevap şeklinde evlenme sözleşmesi yapması, öteden beri güzel bir usül olarak devam etmektedir. Ne var ki, bu işlemde asıl hüküm evlenen adayların kabul ve irade beyanlarına bağlı olduğundan, nikâhta aracı olan üçüncü şahsın sözleri kendi başına bir hüküm ve netice doğurmaz.

Nikâh bedeli (mehir) olarak günün şartlarına uygun maddi bir degerin ödenmesi ayrıca vaciptir. Fakat nikâh anında mehrin anılması -müstehab olmakla beraber- şart değildir. Nikâh akdinin başında Besmele, hamdele ve sonun bir dua ile baglanması da müstehabdır. Bunların hiçbiri nikâhın sihhatiyle ilgili degildir, bunlar olmadan yapılan nikâh da yeterli ve geçerlidir. İcab ve kabulün birer kere yapılması kâfidir, üç defa tekrarlamak gerekli değildir.

Türkçe yapılan nikâh akdinin şimdiki zaman siğasıyla (mesela ‘kabul ediyorum’ ifadesiyle) olması da geçmiş zaman siğası (‘kabul ettim’ ifadesi) gibi geçerlidir. Fakat geçmiş zamanla ifadesi daha uygundur.

Resmi Nikahın Durumu

Bugün genelde belediye memurları tarafından yapılan ve “medenî nikâh” dediğimiz resmi evlenmelerde tarafların kendi rıza ve beyanı ile işlemin mutlaka görevli memur önünde yapılması zorunludur. Bu işlemde soruların muhatabı doğrudan evlenmeye aday asillerdir. Bunların yerine veli veya vekiller kabul edilmemektedir.

Resmî nikâhta nikâh memuru, aralarında bir evlenme engeli olmayan nişanlılara şahitler huzurunda şöyle sorarsa: “Falan kişiyle evlenmeyi (nikâhlanmayı, eş olmayı) kabul ediyor musunuz?” Nişanlilar da: “Evet, kabul ediyorum” veya “kabul ettim” şeklinde cevap verirlerse, bu nikâh dinen de geçerli olur. Çünkü nikâhın temeli olan icab ve kabul açıkça ifadesini bulmuştur. Cevap olarak sadece “evet” denilmesi de maksada yeterli olur.

Memur şöyle sorarsa: “Falan kişiyle evlenmeyi istiyor musunuz?” Nişanlılar da “Evet istiyorum” diye cevap verirse; memur ise: “Ben de arzunuza uygun olarak sizleri evlendiriyorum ve sizi karı-koca ilan ediyorum” derse, o anda iki tarafın vekili hükmüne geçerek Hanefîler’e göre tek taraflı icab ifadesiyle evlenme akdi gerçekleşebilir.

Şafiî mezhebinde ise, kadının nikâh akdi ancak erkek velisi yahut velinin erkek vekili tarafından iki taraflı yapılabilir. Bu duruma göre yukarıdaki nikâh şekillerinde nikâh memuru erkek olur da velinin vekili olarak kabul edilse bile, kızın yerine bizzat icab-kabul ifadesini üstlenmedikçe muteber olmaz. Fakat Hanefî mezhebini taklid suretiyle olunca, buradaki sözleşmeler onlar için de geçerli sayılır.

Nikâh memurunun “şu kanun ve kurumun bana verdiği yetkiyle…” şeklindeki ifadeleri, dinî yönden bir hüküm taşımayan sözlerdir.

Resmi nikâhta uygulama hatasından dolayı İslâmî nikâha ters düşen taraflar olursa, dinen muteber olmayacağından, ayrıca dinî nikâh bir zaruret olur; değilse müstehab olur. Böylece evlenme işlemi ibadet vasfını da kazanmış olur.

Nikah Nasıl Bozulur?

Müslüman erkek veya kadından biri -Allah korusun- iman dairesinden çıkıp “mürted” olsa, bu durumda nikâh doğrudan bozulup, evlilik bağı çözülür. Fakat dinden çıkma durumunda bozulan bu nikâh boşanma değil, nikâhın feshidir yani yok olmasıdır. Bu ise boşanma sayısını etkilemez. Yalnız erkeğin kendi sebep olduğu boşanma hali dışında, her iki eşin sebep olabildiği bu gibi nikâh feshinde, üç kereden çok fazla da olsa, her birinde nikâhın yenilenmesi mümkündür.

Yine bilinen fıkhî bir gerçektir ki, mürted olmuş kişinin dinen hiç kimseyle nikâhı sahih değildir. Önce Müslümanken evlendikten sonra dinsiz olan kimse de derhal nikâhından kopmuş olur; bu durumdaki kimseyle evlilik hayatını sürdürmek helal olmaz. (1) Ancak imanı bozulan eşin, tevbeyle iman tazeledikten sonra şartları çerçevesinde nikâhını da yenilemesi lazımdır. Sadece tevbe etmekle nikâh tazelenmiş olmaz.

Müslüman erkeğin ehl-i kitap denilen -dinine bağlı- Yahudi ve Hristiyan kadınlarla evlenmesi, kerahetle de olsa caizdir, geçerlidir. Ancak Müslüman kadının, Müslümandan başka hiç kimseyle evlenmesi caiz değildir, bâtıldır.

Adı Müslüman olup Müslümanlık iddiasıyla yaşadığı halde baştan beri mezheb ve itikadı küfür üzere olan, ismen Müslüman fakat aslen kâfir bulunan batıl inançlı kimseler ehl-i kitap olarak kabul edilmez. Böylelerinin kendi aralarındaki nikâhları ise geçerli kabul edilir.

Bilerek veya bilmeyerek küfre düşülüp imanın ve nikâhın bozulması yahut dikkatsizce sarfedilen bazı sözlerden dolayı boşanmanın meydana gelmesi ihtimalden uzak değildir. Zaman zaman tevbekâr olup iman tazelemek lüzum ettiği gibi, evliler için ihtiyaten nikâh yenilemek de yerinde olur.

Nikah Nasıl Tazelenir?

Nikâhın sıhhatine bir şüphe düştüğü zaman, şartlarına uygun olarak yenilenmesi isabetli olur. Böyle ihtiyatî bir nikâh için, ayrıca nikâh bedeli mehir ödemek de gerekmez.

Nikâh tazeleme, bilinen nikâh akdinin aynısıdır. Yani akil-baliğ en az iki erkek şahit yanında, evlenen tarafların birbirlerini eş olarak kabullendiklerini ifade etmeleridir. “Ben de nikâhını kabul ettim” gibi.

Nikâh yenilemede işin daha kolay şekli şöyledir: Erkek, nikâhını yenilemek için eşinin vekâlet ve rızasını alır. “Ben mevcut eşimi, onun rızasıyla yeniden kendime nikâhladım” der. Böylece nikâh yenilenmiş olur. Bir de dua niyetiyle “Fatiha” okumak iyi olur.

Şu var ki Şafiî mezhebinde, kadının ancak erkek velisi veya velinin erkek vekili karşı tarafla nikâh sözleşmesini yapabilir. Buna göre kadının nikâh düşen velisi, onu kendine nikâhlayamaz. Velisinin vekâletini ve kadının iznini almış damat adayı da kendisi için o kadının nikâh akdini yapamaz. (2) Fakat gerekirse bu meselede Şafiîler de Hanefîler’i taklid edebilirler.

Bazan camilerde ve benzer topluluklarda, “Allahümme innî ürîdü…” (Allahım ben istiyorum ki…) diye başlayan ve imamla birlikte cemaatin uğultu halinde tekrarladığı bir nikâh tazeleme şekli vardır. Bu durumda imam haricinde cemaatin söyledikleri, yetersiz telaffuzlarla ve şahitlik yönüyle de anlaşılmaz gürültülerle birbirine karışmaktadır. Bu durum, bir hatırlatmanın ötesinde nikâh yenileme için yeterli olamaz.

Ancak eşinden nikâh vekaletini almış bir-iki kişi, imamın yanına çıkarak onunla birlikte veya kendi başlarına cemaate karşı: “Ben mevcut eşimi, onun rızasıyla yeniden kendime nikâhladım” demiş olsalar, nikâhları yenilenmiş olur.


  • (1) Bedaiu’s Sanai, 3/458; Fethu’l-Kadir, 3/394, 406.
  • (2) el-Maverdî: el-Hâvi’l-Kebîr, (Beyrut-1994), 9/128; el-Begavî: et-Tehzîb (Beyrut-1997), 5/286.
Evlenme ve Evlendirme 

Evlenme ve Evlendirme  I   Yusuf Özcan (D:1948-Ö:2013)

Nişanla İlgili Hususlar

Nişanlanma, iki taraf arasında evlenme vaadidir ve evliliğe başlangıç aşamasıdır. Nikâh olmadan, sadece nişanlanmakla evlilik hükümleri meydana gelmiş olmaz. Nişanlılar da evlenmeye mecbur edilemez. Gerektiğinde bu nişan bozulabilir ve adaylar başkasıyla evlenebilirler. Yani yetişkin nişanlılar gerekirse bu nişandan vazgeçme ve başkasıyla evlenme yetkisine de sahiptirler.

Fıkhî hükümler gereğince nişanlılardan biri vefat ettiği zaman veya nişan bozulduğu takdirde, kız tarafına “mehir” hesabına dahil olarak verilmiş şeyler mevcut ise aynen, harcanmışsa bedeli geri istenebilir. Çünkü mehir namına damat tarafından verilen eşya bir çeşit nikâh bedelidir, evlenen kadının kendisine mahsus bir hakkıdır. Evlenme olmayınca bu hak geri verilir.

Hediyelerin durumuna gelince;

– Nişanlılardan birinin ölümü sebebiyle nişan bozulduğu zaman, birbirine verilmiş olan nişan hediyeleri geri alınmaz.

– Vefat halinden dolayı değil de taraflardan birinin vazgeçmesiyle nişan bozulmuşsa, iki tarafın verdiği hediyeler mevcut ise geri alınabilir. Fakat hediye olarak verilen şeyler harcanmış, zayi olmuş veya hediye alanın mülkünden çıkmış ise, artık bunlar geri istenemez. (1)

Başkasının nişanlısı veya nikâhlısına, boşanıp da iddetini beklemekte olan kadına evlenme teklifinde bulunmak ve bu durumda olanlarla nişanlanmak caiz değildir. Meşru ve haklı bir mazerete dayanmadan nişanı bozmak da, sözünden ve anlaşmadan dönmek olacağından doğru değildir.

Nişan döneminde evlenme merasiminden önce nikâh yapılması da meşrudur. Fakat bunun günümüzde bazı mahzurları görülmektedir. Uygun olan, ihtiyaç ve zaruret olmadıkça, nikâhın düğün sırasında ve resmî nikâhtan sonra olmasıdır.

Evlenmede Vekalet

Vekil, başkasının yerine onun izniyle iş yapan kimsedir. Nikâh işi asiller (evlenen kimseler) veya onların velileri tarafından yapıldığı gibi, nikâh yapanlardan biri asil veya veli, diğeri vekil yahut her iki taraf da vekil olabilir. Mesela evlenecek iki tarafın vekillerinden biri şahitler huzurunda öbür tarafın vekiline, “vekil olduğun falan kimseyi, vekili bulunduğum falan ile nikâhladım” deyip, öbür vekil de “ben de kabul ettim” dese, evlenme yapılmış olur.

Evlenme hususunda vekilin âkil olması şart değildir (Şafiîler’e göre şarttır). Vekil gösterirken şahit de şart değildir; fakat bunda da nikâhta olduğu gibi şahitlerin bulunması iyidir. Bilhassa müvekkilin (vekil yapanın) bunu inkâr etmesinden korkulursa, bu şahitlik lüzumlu olur.

Vekil, nikâh işleminde müvekkilin isteğine aykırı iş yapamaz. Mesela müvekkilin belirttiği şahıstan başkasını ona nikâhlayamaz. Böyle aykırı durumlarda eğer müvekkil buna razı olursa nikâh geçerli (sahih) olur, aksi halde olmaz. Aynı zamanda vekil, istediği kimseyle müvekkilini evlendirmeye izinli olsa bile, kendisiyle veya ebeveyn ve çocuklarıyla (usûl ve füruuyla) nikâhlamaya ayrıca izinli olmadıkça müvekkilini kendisine veya usûlfuruuna nikâhlayamaz. Müvekkil sonradan buna rıza gösterse de olmaz.

Vekil müvekkilinden izinsiz olarak başkasını vekil yapamaz. Bir kimse iki kişiyi birden vekil yapsa, bunlardan biri, diğeri olmadan nikâhı yapamaz, ikisinin de olması gerekir. Müvekkil vekilini azledebilir. Vekilin vekilliği, bu vazifeden çıkarıldığını haber alıncaya kadar devam eder.

Bir kimse tek tarafa vekillik yapabileceği gibi, iki tarafın da vekili olabilir. Ayrıca bir tarafan asil, diğer taraftan vekil; bir taraftan veli, diğer taraftan vekil olabilir. (2)

Evlenmede Kefaet

Kefaet denk olmak demektir. Kefaet durumuna sahip kimseye de “Küfu” denir. Nikâh hususunda, kız tarafından erkek tarafında kefaet aranır. Erkeğin kefaeti, onun bazı vasıflarda alacağı kadına denk veya ondan üstün olmasıdır. Gerçi evlenmede böyle bir denklik nikâhın sıhhati için şart değildir. Birbirine denk olmayanların evlenmesi de prensip olarak caizdir. Fakat bu denkliğin imkân nisbetinde sağlanması faydalı ve lüzumludur.

Esas olarak kefaetin arandığı yerler altıdır:

1- Neseb: Nesebce (soyca) aşağı derecede bulunan bir erkek, şerefli ve asil bir kadına denk sayılmaz. Fakat bu mesele Arap ırkına mahsus görülmektedir. Çünkü onlar nesebe çok değer verirler. Diğer kavimlerde bu husus aranmaz.

2- İslâmiyet: Yalnız kendisi müslüman olan erkek, babası da müslüman bir kadının dengi sayılmaz. Ancak bu madde, Araplar dışındaki topluluklarda önemli sayılmaktadır.

3- Hürriyet: Hür olmayan ve babası köle veya azatlı olan erkekler, kendisi veya babası hür olan kadınların dengi sayılmaz. Fakat bugün kölelik olmadığından, bu maddenin hükmü kalmamıştır.

4- Diyanet (dindarlık): Fasık, haram işlerle meşgul ve namazdan uzak bir erkek, takva ve ahlâk sahibi (saliha) bir kadının dengi sayılmaz. Burası önemlidir.

5- Mal: Eşinin mehir ve nafakasını sağlayamayan erkek, evleneceği kadının dengi sayılmaz. Fakat bunları temin edebilen erkek, kendisinden çok zengin kadına da denk olabilir.

6- Meslek: Halk nazarında aşağı dereceden sayılan bir meslekte çalışanlar, mesleki itibarı yüksek kimselerin kızlarına denk sayılmazlar. Şehirli-köylü, genç-yaşlı, güzel-çirkin gibi hususlarda kefaet aranması esas değildir. Bununla beraber her hususta dengeli bir eşitliğin bulunması gayet güzeldir. Şafiîlere göre kefaet, ayıplardan selâmet, hürriyet, nesep, iffet ve meslekte aranır. (3)

Evlenmenin Şartları

Nikâhın sahih olması için aşağıdaki şartlar gereklidir:

1- Evlenecek kimselerin “evlenme engelleri” denilen hallerden uzak olmarı şarttır. Mesela süt kardeşler birbiriyle evlenemeyeceği gibi, evli bir kadın da başkasıyla evlenemez.

2- Nikâh akdi yapan iki tarafın, bu işleme aklı eren ve evliliğin ne olduğunu bilen “mümeyyiz” kimselerden olması şarttır. Velisinin izni olmadan kendileri için nikâh yapanların ise, ayrıca ergenlik çağında yetişkin kimseler olması lazımdır.

3- Nikâh sözleşmesi yapan iki taraftan her birinin sözünü diğerinin de işitmesi şarttır. Sağır ve dilsizler hariç.

4- Hanefî mezhebine göre nikâh anında, müslüman, akil-baliğ en az iki erkeğin veya bir erkek iki kadının şahit olarak bulunması şarttır. Diğer üç mezhebe göre iki şahidin de erkek olması gerekir.

5- Şahitlerin nikâh sözleşmesini birlikte işitmiş olmaları şarttır. Şahitler sağırsa olmaz. Sözleşme lisanını anlamış olmaları da gerekir.

6- Yetişkin, ergenlik çağında olan kızın evlendirilmesinde (Hanefî mezhebine göre) onun rızasının alınması şarttır. Diğer üç mezhepte erkek velinin rızası yeterlidir.

7- İcab ve kabülün aynı mecliste olması şarttır. Bir mecliste teklif sözü olan icab yapıldığı halde öbür taraf kabul etmeden oradan ayrılsa veya o anda vaziyet değişikliği sebebi olan başka şeylerle meşgul olsa, artık o teklife verilen cevap hükümsüz olur. Gemi ve uçaklar müstesna, yaya veya araçla yürürken yapılan icab-kabul de böyledir.

Şahitler huzurunda sözsüz olarak yazışmayla yapılan nikâh da geçersizdir. Ancak birisinin, “benimle evlen” gibi evlenme teklifini yazan bir mektubu şahitler huzurunda seslice okunsa ve teklifi alan da orada “kabul” cevabını verse, icab ve kabul aynı yerde bulunmuş olacağından, bu nikâh sahih ve geçerli olur. (4)


  • (1) Hukuk-u İslâmiyye Kamusu, 2/12-13
  • (2) el-Mebsut, 5/15-22; el-Hindiyye, 1/294 vd; et-Tehzib (Begavî), 5/285-87
  • (3) Bedâi, 3/574-584; el-Mebsut, 5/22-30; Muğni’l-Muhtac, 3/219-225
  • (4) el-Muğni, 7/337-343; el-Fıkhu ale’l-Mezahib, 4/18-28; el-Hindiyye, 1/267-270.