DR. MURAT ERGÜVEN
Tasarruf Finans Sistemi Kitapları Beta’dan Çıktı

Ergüven’in Tasarruf Finansman Sistemi ile İlgili Kitapları Beta Yayınevinden Çıktı

Dr. Murat Ergüven’in uzun zamandır üzerinde çalışmış olduğu Elbirliği Sistemi olarak bilinen ancak Tasarruf Finansmanı şeklinde yasalaşan Tasarrufa Dayalı Finans Sistemi’nin İslâmi Finans Model Önerisinin yapıldığı ve Alman Yapı Tasarruf Sandığı Sistemi’nin karşılaştırmasının yapıldığı Tasarrufa Dayalı Finans Sistemi ve Yapı Tasarruf Sandığı Sistemi kitapları Beta Yayınevi tarafından İngilizce olarak da basıldı.

Kitapların işlediği konuların içeriği ise şöyle:

  • Konut Finansmanı ve Genel Çerçevesi
  • Yapı Tasarruf Sandığı Sistemi
  • Tasarrufa Dayalı Finansman Sistemi
  • Tasarrufa Dayalı Finans Sistemi ile Yapı Tasarruf Sandığı Sisteminin Karşılaştırması

1991 yılında bu günkü ismi ile Eminevim firmasının o zaman Eminotomotiv şirketinde uygulamaya koyduğu Elbirliği Sistemi özellikle son yıllarda farklı çevrelerin dikkatini ve ilgisini çektiğinden üzerinde çalışmalar yapılmaya başlamıştır. Bu anlamda sistem özü itibarıyla tasarrufa dayalı olduğu için Elbirliği Sistemi terimi yerine Tasarrufa Dayalı Faizsiz Finansman Sistemi terimi kullanılmaya başlamıştır. Bu çalışmada biz de zaman zaman Elbirliği Sistemi olarak kullanmakla birlikte Tasarrufa Dayalı Finansman Sistemi (TDFS) şeklinde kullanmayı uygun bulmaktayız. Faizsizlik İslâmi Finans Sistemi’nin unsurlarından sadece bir tanesi olduğundan sistemin sadece bir unsurla ifade edilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim.

Tasarruf Finansman Sistemi Kavramı, Tanımı ve İçeriği

Fransızca “coopérative” kelimesinden gelen kooperatif, Türkiye’de imece usulü olarak bilinen topluca yardımlaşmanın resmî olarak belli kural, kanun ve düzene göre yapılma işlemine verilen ismidir. Başka bir ifadeyle ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla kurulan teşekküllere kooperatif denir. Kooperatiflerin dayanışma ve ortak ihtiyaçların birlikte giderilmesi gibi sosyal faydaları vardır. Kooperatifler düzenli ve sabit gelirli fertlerin uzun vadede küçük tasarruflarının ve birikimlerinin adım adım ilerlemesi esasına dayanmaktadır. Bu anlamda Elbirliği Sistemi de dolaylı bir kooperatifçilik şeklidir.

Elbirliği Sistemi; sisteme katılan bireylerin karşılıklı yardımlaşmaya dayalı tasarruflarını bir araya getirerek belirli bir amaca matuf finansman ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturulan sistem ve organizasyondur. Sistem temelde “kadınların altın günü” gibi işlemektedir. Elbirliği Sistemi, bireylerin imece usulüyle yardımlaşmaya dayalı araç, konut, iş yeri ve ya arsa sahibi olmasına imkân sağlayan bir finansman yöntemidir.

Sistem bu bireyleri organize edip bir araya getirerek grubun tasarruf ve birikim yapmasını sağlamaktadır. TDF (Elbirliği) Sistemi, banka dışı faizsiz bir alternatif konut finansman sistemidir.

Tasarrufa dayalı finansman sisteminde üyelere konut, araç, iş yeri ve ya arsa satışı yapılmamaktadır. Bu sistem araç, konut ve ta arsa almak isteyen bireyleri bir araya getirerek 20, 40, 60, 80, 120, 160 ve 200 kişilik gruplar oluşturmaktadır. Bireyler kendi şartlarına ve tercihlerine göre vade ortası, peşinatlı erken teslim ve ya çekilişli yöntemlerden birisini seçerek sisteme dâhil olmaktadır. Bu organizeyi yaptığı için de firma, kendi iş ve kâr payı olarak organizasyon ücreti almaktadır. TDF Sistemi, bankaların konut kredilerinden ve ipotekli konut finansman sisteminden farklı bir sistemdir. İpoteğe dayalı konut finansmanında finans birinci el ve ikinci el piyasalar yoluyla sağlanmaktadır. TDF Sistemi’nde ise konut finansmanını sisteme dâhil olan bireylerin kendi düzenli birikimleri ile sağlanmaktadır. TDF Sistemi ile düşük maliyetle konut, araç veya arsa sahibi olunabilmektedirler.


Not: Bu yazı Murat Ergüven’in A COMPARATIVE RESEARCH ON THE SYSTEM OF SAVINGS-BASED FINANCING WITH THE STRUCTURE-SAVING SYSTEM. adlı doktora tezinden alınmıştır.

ABD Merkez Bankası (FED)- Kuruluşu, Politikaları ve Küresel Etkisi

Dr. Murat Ergüven | Ekonomi & Finans 

ABD MERKEZ BANKASI (FED): KURULUŞU, POLİTİKALARI VE KÜRESEL ETKİSİ

Finansal krizler, ekonomik istikrarsızlık dönemleri ve belirsizlikler, tarihin her döneminde ulusların para politikalarını şekillendiren temel faktörler olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Federal Reserve System – FED), işte tam da bu tür krizlere çözüm bulmak amacıyla 1913 yılında kurulmuştur. Ancak FED’in doğuş hikâyesini tam olarak anlamak için öncesinde ABD’nin yaşadığı finansal krizleri ve bu krizlerin nasıl bir ihtiyaç doğurduğunu bilmek gerekir.

FED Öncesi Finansal Krizler

FED kurulmadan önce ABD’de merkezî bir bankacılık sistemi yoktu. 19. yüzyıl boyunca ülkedeki bankacılık sistemi özel bankalara ve eyalet bazlı düzenlemelere dayanıyordu. Bu durum, finansal istikrarsızlıkları ve bankacılık paniklerini beraberinde getirdi.

  • 1837 ve 1857 Panikleri: Bankaların yetersiz rezervleri nedeniyle büyük iflaslar yaşandı.
  • 1873 Krizi: Demiryollarına aşırı yatırım nedeniyle yaşanan ekonomik çöküş, kitlesel işsizlik ve deflasyon dalgasına sebep oldu.
  • 1893 Krizi: Bankalara yönelik güvenin kaybolması büyük sermaye kaçışına ve durgunluğa yol açtı.
  • 1907 Bankacılık Krizi: J.P. Morgan’ın şahsi müdahalesiyle büyük bir ekonomik çöküş engellenebildi, ancak bu durum ABD’nin bir merkez bankasına olan ihtiyacını açıkça gösterdi.

Bu krizlerin ardından, finansal istikrarı sağlamak ve para politikalarını düzenlemek amacıyla ABD Kongresi 1913 yılında Federal Reserve Yasası’nı (Federal Reserve Act) kabul etti ve FED doğmuş oldu.

FED’in Kuruluşu ve Amacı

ABD Başkanı Woodrow WilsonNelson AldrichPaul Warburg ve dönemin güçlü finansörleri (J.P. Morgan, Rockefeller) tarafından şekillendirilen FED, 23 Aralık 1913’te resmen kuruldu.

FED’in kuruluş amaçları şunlardı:

  • Bankacılık paniklerini önlemek,
  • Para arzını düzenlemek,
  • Enflasyonu ve işsizliği kontrol altına almak,
  • Finansal sistemin istikrarını sağlamak.

FED, bağımsız bir merkez bankası modeli olarak tasarlandı ve 12 bölgesel Federal Reserve Bankası’ndan oluşan bir yapı kuruldu. Bu model, hem devlet kontrolünü hem de özel sektör katılımını içeriyordu.

FED’in Uyguladığı Politikalar

FED, para politikalarını belirlemek için çeşitli araçlar kullanır:

  1. Faiz Politikası: FED, faiz oranlarını belirleyerek ekonominin büyümesini ya da yavaşlamasını sağlar.
  2. Açık Piyasa İşlemleri (OMO): Tahvil alım ve satımları ile piyasadaki para miktarını düzenler.
  3. Zorunlu Karşılık Oranları: Bankaların rezerv tutma zorunluluklarını belirler.
  4. Likidite Sağlama: Ekonomik krizlerde piyasaya dolar enjekte ederek büyük çöküşleri engeller.

FED ve Dünya Bankası İlişkisi

FED, doğrudan Dünya Bankası’nın bir parçası olmasa da küresel ekonomi üzerindeki etkisi nedeniyle dolaylı bir bağa sahiptir. Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelere kredi sağlayarak ekonomik büyümeyi teşvik ederken, FED’in faiz politikaları bu ülkeler için hayati önem taşır. FED faiz artırdığında dolar güçlenir, bu da borçlu ülkeleri zor durumda bırakır.

FED’in Küresel Merkez Bankaları Üzerindeki Etkisi

FED, küresel para politikalarının belirlenmesinde kilit bir oyuncudur. ABD doları rezerv para birimi olduğu için FED’in aldığı kararlar diğer ülkelerin merkez bankalarını da doğrudan etkiler.

  • Avrupa Merkez Bankası (ECB), İngiltere Merkez Bankası (BOE), Japonya Merkez Bankası (BOJ) gibi büyük merkez bankaları FED’in politikalarına paralel kararlar almak zorunda kalır.
  • FED’in dolar swap anlaşmaları, diğer merkez bankalarına finansal krizlerde likidite sağlar.
  • Küresel finansal krizlerde FED, diğer ülkelerin merkez bankalarına dolaylı müdahalelerde bulunur.

FED, 1913’ten bu yana ABD ekonomisinin ve küresel finans sisteminin en güçlü düzenleyici organlarından biri olmuştur. Faiz politikalarıyla finansal piyasaları yönlendirir, kriz anlarında piyasaya müdahale eder ve küresel ekonomide belirleyici bir rol oynar. Dünya ekonomisi üzerindeki etkisi nedeniyle, FED’in aldığı her karar sadece ABD’yi değil, bütün dünyayı ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir.

Türkiye ve Çin Arasındaki Ekonomik İş Birliği-Mega Projeler ve Yatırımlar

Dr. Murat Ergüven | Ekonomi & Finans 

TÜRKİYE VE ÇİN ARASINDAKİ EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ: MEGA PROJELER VE YATIRIMLAR

Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler son yıllarda önemli bir ivme kazanmıştır. Türkiye’nin stratejik konumu ve gerçekleştirdiği mega projeler, Çin’in küresel ticaret ve yatırım stratejileriyle örtüşmektedir. Bu bağlamda, Çinli şirketlerin Türkiye’deki yatırımları ve projeleri, iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğinin derinleşmesine katkı sağlamaktadır.

  1. Kuşak ve Yol Girişimi ve Türkiye’nin Mega Projeleri

2013 yılında Çin lideri Şi Cinping tarafından başlatılan Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative – BRI), Asya, Avrupa ve Afrika’yı birbirine bağlayan modern bir İpek Yolu projesidir. Bu proje kapsamında Çin, altyapı yatırımları, lojistik hatları ve ticaret koridorları oluşturarak küresel ticaretin merkezine oturmayı hedefliyor. Kuşak ve Yol Girişimi, kara (İpek Yolu Ekonomik Kuşağı) ve deniz (21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu) olmak üzere iki ana koridordan oluşuyor.

Çin’den Avrupa’ya ulaşan en kritik kara ve deniz yolları üzerinde yer alan Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle bu girişimde kritik bir stratejik role sahiptir. Son yıllarda Türkiye’de gerçekleştirilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı, Çanakkale 1915 Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Kanal İstanbul ve İstanbul Finans Merkezi gibi mega projeler, Türkiye’nin bölgesel bir lojistik ve finans merkezi olma hedefini desteklemektedir. Bu projeler, Kuşak ve Yol Girişimi’nin kara ve deniz yollarıyla uyumlu bir şekilde, Çin’in Avrupa’ya ulaşımını kolaylaştıran stratejik altyapı yatırımlarıdır.

  1. Türkiye’nin Büyük Altyapı Projeleri ve Kuşak-Yol Girişimi ile Bağlantıları

    Son 20 yılda Türkiye, büyük ölçekli altyapı projeleriyle küresel lojistik ve ticaret ağındaki konumunu güçlendirdi. Bu projelerin birçoğu, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) ile doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı olabilir. İşte Türkiye’nin mega projeleri ve KYG ile olan ilişkileri:

    1. Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi Köprüleri: Küresel Lojistiğin Kalbi

      Bu iki köprü, Asya ile Avrupa arasındaki lojistik akışını hızlandırarak, Türkiye’yi kıtalararası ticarette kilit bir aktör haline getiriyor. Çin’in Avrupa’ya ulaşmak için kullanacağı kara ve demiryolu hatlarının önemli bir bağlantı noktası. Özellikle Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ile entegre olup, KYG’nin kara bağlantısını güçlendiriyor.

      1. İstanbul Havalimanı: Doğu ile Batı Arasında Stratejik Bir Merkez

        Çin, KYG güzergahındaki ülkelerde havalimanları ve lojistik merkezler inşa ederek küresel ticaretini destekliyor. İstanbul Havalimanı, Doğu ile Batı arasında önemli bir transit merkezi olarak bu stratejiyle örtüşüyor.

        1. Kanal İstanbul: Alternatif Deniz Ticaret Rotası

        Türkiye’nin Orta Koridor güzergahındaki konumu, KYG kapsamında lojistik bir merkez haline gelmesini sağlıyor. Kanal İstanbul, Çin’in deniz taşımacılığı için alternatif bir rota oluşturmasına katkı sağlayarak, Karadeniz üzerinden Avrupa’ya erişimi kolaylaştırabilir.

        1. İstanbul Uluslararası Finans Merkezi: Çin Sermayesi İçin Yeni Bir Platform

        KYG yalnızca altyapı projeleriyle sınırlı değil, aynı zamanda finansal entegrasyonu da hedefliyor. İstanbul Finans Merkezi, Çin bankaları ve finans kuruluşlarının Batı’ya açılabileceği stratejik bir merkez olabilir.

        1. Çanakkale 1915 Köprüsü: Avrupa’ya Açılan Kapı

        Avrupa ile Asya arasında kesintisiz kara ticaretini sağlayan Çanakkale 1915 Köprüsü, KYG’nin Batı’ya uzanan ticaret yollarında önemli bir lojistik bağlantı oluşturuyor.

        Türkiye’nin mega altyapı projeleri, sadece ülkenin ekonomik büyümesine değil, küresel ticaretin yeniden şekillenmesine de katkı sağlıyor. Bu projeler, Kuşak ve Yol Girişimi ile bütünleşerek Türkiye’yi Avrasya’nın lojistik ve finansal merkezi haline getirme potansiyeline sahip.

        1. Çinli Şirketlerin Türkiye’deki Yatırımları

        Çinli şirketlerin Türkiye’deki yatırımları, özellikle son yıllarda artış göstermiştir. Çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren bu şirketler, Türkiye’nin ekonomik büyümesine katkıda bulunmaktadır. Özellikle elektrikli araç ve batarya üretimi alanlarında önemli yatırımlar dikkat çekmektedir.

        1. BYD’nin Manisa’daki Yatırımı

        Dünyanın önde gelen elektrikli araç ve batarya üreticilerinden biri olan BYD, Türkiye’de büyük bir yatırım kararı almıştır. Manisa’da yaklaşık 1 milyar dolarlık bir yatırımla yıllık 150 bin araç kapasiteli bir üretim tesisi ve Ar-Ge merkezi kurulması planlanmaktadır. Bu tesisin 2026 sonunda üretime başlaması hedeflenmekte olup, ilk aşamada yaklaşık 5 bin kişiye doğrudan istihdam sağlanması öngörülmektedir.

        BYD’nin Manisa’daki yatırımı, Türkiye’nin elektrikli araç üretim kapasitesini artırarak, ülkeyi bu alanda önemli bir oyuncu haline getirecektir. Ayrıca, bu yatırımın teknoloji transferi ve yan sanayinin gelişimi açısından da önemli katkılar sağlaması beklenmektedir.

        1. Chery’nin Samsun’daki Yatırımı

        Bir diğer Çinli otomotiv devi Chery, Türkiye’de yatırım yapma planlarını açıklamıştır. Samsun’da yaklaşık 1 milyar dolarlık bir yatırımla yıllık 200 bin araç kapasiteli bir üretim tesisi kurulması planlanmaktadır. Bu yatırımın Türkiye’nin otomotiv sektöründeki konumunu güçlendirmesi ve istihdama katkı sağlaması beklenmektedir.

        1. Türkiye ve Çin Arasındaki Ekonomik İş birliğinde Fırsatlar ve Riskler

        Türkiye’nin gerçekleştirdiği mega projelerin bazılarında Çin’le bağlantılı finansal ve teknik destekler olduğu yönünde çeşitli iddialar bulunmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin Kuşak ve Yol Girişimi’ne entegrasyonu bağlamında değerlendirildiğinde, önemli fırsatlar ve riskler içermektedir.

        Türkiye, bu girişime entegre olarak büyük ticaret hacmine ulaşabilir, Çin ile Avrupa arasındaki taşımacılıkta lojistik üs haline gelebilir, yeni finans kaynaklarına erişim sağlayabilir ve altyapı projelerinde teknoloji transferinden yararlanabilir. Özellikle demiryolu ve lojistik alanında Çin’in uzmanlığı, Türkiye’nin altyapı projelerinde stratejik kazanımlar elde etmesini sağlayabilir.

        Ancak bu iş birliğinin dikkatle yönetilmesi gereken bazı riskleri de bulunmaktadır. Çin’in geliştirdiği projelerde yüksek borçlanma riski göz ardı edilmemelidir; sağlanan finansman, uzun vadede ekonomik bağımlılık oluşturabilir. Ayrıca Türkiye’nin Çin ile derinleşen ekonomik iş birliği, ABD ve Avrupa ile ilişkilerinde gerginlik yaratma potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla Türkiye, ulusal çıkarlarını ön planda tutarak dengeli bir strateji izlemeli ve ekonomik bağımsızlığını koruyarak hareket etmelidir.

        Türkiye-Çin ekonomik ilişkileri, karşılıklı yatırımlar ve ticaret hacmiyle giderek derinleşmektedir. Türkiye’nin stratejik konumu ve genç, dinamik iş gücü, Çinli yatırımcılar için cazip fırsatlar sunmaktadır. Özellikle yüksek teknoloji ve yenilenebilir enerji alanlarında geliştirilecek iş birlikleri, her iki ülkenin de uzun vadeli ekonomik hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacaktır. Çinli şirketlerin Türkiye’deki yatırımları, teknoloji transferi, istihdam artışı ve ekonomik büyüme açısından önemli fırsatlar sunmaktadır.

        Türkiye’nin gerçekleştirdiği İstanbul Havalimanı, Kanal İstanbul, Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi projeler, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Avrupa’ya ulaşma stratejisiyle doğrudan örtüşmektedir. Bu projeler, Türkiye’yi bölgesel ve küresel ticaretin merkezine taşıma potansiyeline sahiptir. Ancak Türkiye, bu süreçte aşırı borçlanma riskinden kaçınmalı, Batı ile olan geleneksel ittifaklarını da göz önünde bulundurarak çok boyutlu bir strateji izlemelidir.

        “Hiçbir Şeye Sahip Olmayacaksınız ama Mutlu Olacaksınız” 

        Dr. Murat Ergüven | Ekonomi & Finans 

        BÜYÜK SIFIRLAMA: KAPİTALİZMİN KONTROLLÜ ÇÖKÜŞÜ MÜ? 

        Kapitalizm, uzun süredir faiz, enflasyon ve borç mekanizmasına dayalı bir sistem üzerine kuruluydu. Ancak, bu sistemin sürdürülemez olduğu ve kaçınılmaz bir krizle karşı karşıya olduğu artık daha belirgin hale geldi. Sermaye yoğunlaşması, gelir adaletsizliği ve borç ekonomisi, sistemin kendi iç dinamikleriyle çökmesine yol açacak unsurlar oluşturdu. 

        Ancak, bu sistemin aktörleri (büyük finans kurumları, merkez bankaları, küresel finans elitleri) bu çöküşü öngördüler ve sistemin kendiliğinden yıkılmasına izin vermek yerine, kontrollü bir dönüşüm süreci başlattılar. “Great Reset” (Büyük Sıfırlama) olarak adlandırılan bu süreç, krizleri bir araç olarak kullanarak mevcut düzeni yumuşak bir şekilde dönüştürmeyi ve yeni bir ekonomik modele geçiş yaparak gücü ellerinde tutmak için plan yapıyorlar.

        Bu makalede, kapitalizmin neden sürdürülemez hale geldiğini, pandemiler ve diğer krizlerin nasıl bir dönüşüm aracı olarak kullanıldığını ve yeni dünya düzeninin hangi ekonomik modeller üzerine inşa edilmek istendiğini ele alacağız. 

        Kapitalist ekonomik modelin temel sorunları uzun yıllardır tartışılıyor. Ancak son yıllarda bu sorunlar daha da derinleşti ve büyük bir çöküş tehlikesi ortaya çıktı. 

        • Faiz ve Enflasyon Döngüsü 

        Merkez bankaları, ekonomik büyümeyi sürdürmek için sürekli para basıyor ve faiz politikalarıyla piyasaları yönlendirmeye çalışıyor. Ancak, itibari para sisteminde basılan her yeni para, aslında bir borç olarak üretiliyor. Bu borçların faiz yükü, zamanla ekonomik sistemi tıkıyor ve enflasyonu artırıyor. 

        • Servet Yoğunlaşması ve Ekonomik Durgunluk 

        Büyük sermaye sahipleri piyasayı domine ettikçe küçük ve orta ölçekli işletmelerin rekabet gücü azalıyor. Bu durum, piyasayı hantallaştırıyor ve büyümeyi yavaşlatıyor. Zengin ile fakir arasındaki uçurum giderek derinleşirken, alt sınıfların ekonomik sistemdeki etkisi zayıflıyor. 

        • Borç Mekanizması ve Ekonomik Balonlar 

        Modern ekonomiler, sürekli borçlanma ve spekülatif büyüme üzerine kurulu. Ancak, borçların geri ödenemediği noktada ekonomik krizler kaçınılmaz hale geliyor. 2008 Küresel Finans Krizi bunun en somut örneğiydi.  Bu sebeplerle, sistemin kendiliğinden çökmesine izin vermek yerine, kontrollü bir şekilde küçültülerek yeniden yapılandırılması gerektiği fikri, küresel finans aktörleri tarafından benimsenmiş görünüyor. 

        Kapitalizmin sürdürülemez hale geldiğini gören küresel elitler, “Great Reset” (Büyük Sıfırlama) adı verilen bir program başlattılar. Bu programın temel amacı, büyük bir ekonomik patlama ve çöküş olmadan sistemi yavaş yavaş küçültmek ve yeni bir ekonomik düzen kurmak. Bu süreçte pandemiler, ekonomik krizler ve diğer küresel olaylar birer araç olarak kullanılıyor olabilir. 

        • Pandemiler ve Küresel Krizler 

        Pandemi, küresel ekonomiyi yavaşlatmak ve kontrollü küçülme sürecini hızlandırmak için bir fırsat sundu. Küçük ve orta ölçekli işletmeler kapanırken, büyük şirketler daha da güçlendi. Halkın ekonomik bağımsızlığı azalırken, devletlere ve büyük kurumlara bağımlılığı arttı. 

        • Varlık Transferi 

        Pandemi sürecinde milyarderlerin servetleri katlanarak artarken, orta sınıfın büyük bir bölümü ekonomik çöküş yaşadı. Büyük şirketler ve finans kurumları, küçük oyuncuları piyasadan silerek varlık transferi gerçekleştirdi. Pandemi sırasında küçük işletmeler kapanırken, Amazon, Google, Microsoft gibi dev şirketler rekor karlar elde etti. 

        • Dijital Para ve Finansal Kontrol Mekanizması 

        Küresel elitler, fiziksel paradan dijital paralara geçişi teşvik ederek finansal kontrolü artırmayı planlıyor. Merkez Bankası Dijital Paraları (CBDC) ile kimin hangi parayı nasıl harcadığı tamamen izlenebilir hale gelecek. Dijital ekonomiyle birlikte, insanların ekonomik özgürlüğü daha da kısıtlanabilir. Devletler ve bankalar kimin hangi parayı nasıl harcadığını tam olarak kontrol edebilir. 

        • Yeni Sosyal ve Ekonomik Model:

        Hiçbir Şeye Sahip Olmayacaksınız ama Mutlu Olacaksınız” 

        Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) gelecekle ilgili öngörülerinde, bireysel mülkiyetin azalacağı belirtiliyor. Bunun yerine “kullanım ekonomisi” yaygınlaştırılarak, insanlar artık satın almak yerine kiralama, paylaşım ekonomisi ve abonelik sistemleri üzerinden bir yaşam sürmeye teşvik ediliyor. Bu sistem, insanların finansal bağımsızlığını kaybetmesine ve büyük şirketlere daha bağımlı hale gelmesine neden olabilir. 

        Büyük Sıfırlama sürecinin ardından, kapitalizmin yerine nasıl bir ekonomik sistem geleceği büyük bir soru işareti. Ancak bazı olası senaryolar şunlar: 

        • Teknokratik Finans Sistemi 

        Dijital para ve merkezi finans kontrolüyle devletlerin ve büyük şirketlerin bütün finansal akışı izlediği bir sistem. Bireylerin ekonomik hareketliliği daha fazla denetlenebilir hale gelebilir. 

        • Sınırlı Özgürlüklerle Hibrit Kapitalizm 

        Özel sektörün varlığını sürdürdüğü, ancak büyük ölçüde devlet ve küresel aktörlerin yönlendirdiği bir ekonomi. Bireysel mülkiyetin azalmasıyla birlikte “paylaşım ekonomisi” modeli yaygınlaşabilir. 

        • Alternatif Ekonomi Modelleri 

        Altın veya reel varlığa dayalı yeni bir para sistemi oluşturulabilir. Kripto paralar ve blokzincir teknolojisiyle merkeziyetsiz finans (DeFi) modelleri gelişebilir. Ancak bu modeller, küresel finans sistemine entegrasyonları olmadığı sürece büyük ölçekli bir değişim oluşturamayabilir. 

        Mevcut sistem, kendi sürdürülemezliğini (çöküşünü) fark ettiği için kontrollü bir yıkım ve dönüşüm sürecine girmiştir. Amaç, ani bir çöküşe (büyük patlama) yol açmadan, toplumsal huzursuzluğu tetiklemeden ve mevcut güç dengelerini koruyarak sistemi yeniden şekillendirmektir. Kapitalizm mevcut haliyle sürdürülemez bir noktaya gelmiştir. Küresel elitler, bu kaçınılmaz dönüşüm sürecini kendi çıkarları doğrultusunda yöneterek güçlerini korumayı amaçlamaktadır.

        Büyük Reset, bir yandan ekonomik sistemi küçültürken, diğer yandan da büyük sermaye sahiplerinin gücünü pekiştirdiği bir süreç olabilir.  

        Gelecekte nasıl bir ekonomik modelin ortaya çıkacağı belirsiz olsa da bireysel ve ulusal finansal bağımsızlığı kaybetmemek için yeni ekonomik sistemleri dikkatle takip etmek gerekiyor. Bugün yaşanan krizler, sadece mevcut sistemin hatalarından kaynaklanmıyor; aynı zamanda geleceğin yeni ekonomik düzenine geçiş sürecinin bir parçası olabilir.