DR. MURAT ERGÜVEN
Faizin İnsan ve Piyasa Üzerinde Olumsuz Etkileri

Dr. Murat ERGÜVEN Araştırmacı / Yazar
İslâmi Finans Bağımsız Denetçi- İslâmi Finansal Kurumlar ve Araçlar Uzmanı


FAİZİN İNSAN VE PİYASA ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİLERİ: SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLAR
Faizin kişisel ve toplumsal zararlarını evrensel bir perspektif sunabilmek adına Batı dünyasından örneklerle açıklamaya çalıştım. Aristoteles’ten etkilenmiş olan ve bütün skolastik dönemin en büyük filozofu Saint Thomas d’Aquin (D. 1225- Ö. 7 Mart 1274) ve son dönem Batılı düşünürler arasında özellikle Adam Smith, David Ricardo ve John Maynard Keynes gibi ekonomistler, faiz konusuna dolaylı ya da doğrudan değinerek onun kişi ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerini incelemişlerdir.
Hristiyanlık Eski Ahit (Tevrat ve Zebur) ve  Yeni Ahitte faiz yasaklanmıştır. Bu yasak, 16. yüzyıldaki Reform hareketine kadar etkili olmuştur.  Yahudilikte de faiz yasaklanmıştır. Eski Yunan Felsefesinde ve Roma Hukukunda faiz erken dönemlerde yasaklanmıştı. Ancak daha sonraki dönemlerde sınırlı faiz oranlarına izin verilmiştir. Meselâ, genelde %12’ye kadar faiz oranı kabul edilebilirdi.
Bu örneklerden hareketle faizin insan üzerindeki olumsuz etkilerini şöyle sıralayabiliriz:
Faiz, sermayenin verimsiz kullanılmasına ve piyasanın etkinsizleşmesine neden olur.
Faiz, toplumda gelir adaletsizliğine neden olur.
Faiz, ferdi, ailevi ve toplumsal hayatı olumsuz etkiler, sosyal huzursuzluğu artırır.
Faiz, fert üzerinde psikolojik ve ekonomik baskı oluşturur.
Faiz, insanları ahlaki ve manevi yıkıma sürükler.
Faiz, toplumsal dayanışmayı ortadan kaldırır ve merhameti zedeler.
Faiz, iflaslara ve iş kaybına neden olur, ekonomik istikrarsızlığa yol açar.
Faiz, eğitim ve sağlık için alınan krediler gençlerin ekonomik özgürlüğünü kısıtlar.
Kolay erişimli tüketici kredileri aşırı tüketime neden olur.
Faiz, haksız kazanca ve bereketsizliğe sebep olur.
 
ESKİ YUNAN FELSEFESİNDE FAİZ
Aristoteles: Faize açık bir şekilde karşıydı ve “doğaya aykırı” olarak nitelendirmiştir. Politika adlı eserinde, paranın kendi başına değer üretmediğini ve faizin adaletsiz bir kazanç biçimi olduğunu savunur. Paranın bir değişim aracı olduğunu ve bu araçla daha fazla para kazanmanın ahlaki olmadığını belirtmiştir.
Paradan sağlanan kazanç, doğrudan doğruya paranın kendi varlığından ileri gelir ve paranın doğuşuna yol açmış olan ereğe aykırıdır. Zira para değişim aracı olarak yaratılmıştır; oysa faiz paranın miktarını çoğaltır. Dolayısıyla da “doğaya en aykırı” düşen para kazanma tarzıdır.
Platon: Zenginlik hırsı ve haksız kazancı eleştiren Platon; Devlet adlı eserinde, ekonomik eşitsizliklerin toplum düzenini bozduğunu vurgular.
Sokrates: Ahlak, adalet ve erdem odaklı yaklaşımları göz önüne alındığında, haksız kazanca karşıdır.
SAİNT THOMAS D’AQUİN’E GÖRE FAİZ
Orta Çağ Batı düşünürlerinden biri olan Aquinas, faizi adalet ve ahlak bağlamında ele alarak onu doğal hukuka aykırı bir kazanç olarak nitelendirir. Aquinas’a göre faiz, emek harcanmadan elde edilen haksız bir kazançtır ve bu, toplumsal adaleti zedeler.
“Parayı ve paranın kullanımını ayrı ayrı (iki defa) satma imkânı yoktur. Herhangi bir malın bizzat kendisiyle kullanımını ayırmak ve böylece satmak mümkün olmadığına göre, kullanım karşılığı olan bir faiz istemek aslında haksızlık, hatta hırsızlıktır. Çünkü bu aynı şeyi (kullanımıyla bizzat malın kendisini) iki defa satmak demektir. Faiz, zamanın bir fiyatı ise, hiç kimse faiz talep etme durumunda değildir. Çünkü zaman bütün insanlar için ortaktır ve sadece Tanrı’ya aittir. Öyleyse, bir faiz ödetmek hem hırsızlıktır ve hem de zamanı insanlara bedava veren Tanrı’ya karşı işlenmiş bir suçtur.”
Faiz ve Adalet: Faizin adalete aykırı olduğunu savunur. Bu görüş, paranın doğal olarak kendi başına değer oluşturmayan bir araç olduğuna dayanır. Para, yalnızca mal ve hizmetlerin değişimi için bir araçtır. Paranın bu şekilde kullanılması gerekirken, ödünç verilen paradan (kullanım karşılığı olan bir) faiz talep edilmesi haksız bir kazanç (hatta hırsızlık) olarak görülmüştür. Çünkü bu ayni şeyi iki defa satmak (kullanımıyla bizzat malın kendisini) demektir.
Doğaya Aykırılık: Para kendi doğası gereği üretken değildir. Paranın ödünç verilmesi yoluyla daha fazla para kazanmak (faiz talep etmek), “doğaya aykırı” bir eylemdir. Bu görüş, Aristoteles’in faizi “doğaya aykırı kazanç” olarak nitelendirmesiyle paralellik gösterir.
Ahlaki ve Dini Boyut: Faizi sadece ekonomik bir sorun olarak değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir mesele olarak ele almıştır. İncil’deki faiz karşıtı öğretilere dayanarak, faiz almanın haksızlık ve günah olduğunu vurgulamıştır. Ona göre faiz, doğası gereği ahlaka aykırı bir kazanç biçimidir ve bu nedenle yasaklanmalıdır. Bu görüşler, özellikle Orta Çağ boyunca Avrupa’da faiz yasağının temel dayanaklarından biri olmuştur.
ADAM SMİTH VE FAİZ ÜZERİNE GÖRÜŞLERİ
Adam Smith, “Ulusların Zenginliği” (1776) adlı eserinde, faizi doğrudan haram veya zararlı bir olgu olarak nitelendirmese de yüksek faiz oranlarının toplum üzerinde yaratabileceği adaletsiz etkileredikkat çeker.
Adam Smith, piyasalarda “makul” bir faiz oranının belirlenmesi gerektiğini, aksi takdirde yüksek faiz oranlarının zenginler ile fakirler arasındaki ekonomik uçurumu derinleştirebileceğini ifade eder.
Sermaye Verimsiz Kullanılır: Yüksek faiz oranları, sermayenin üretken alanlar yerine spekülatif-manipülatif yatırımlara kaymasına neden olur. Bu durum, uzun vadede üretimlerin düşüşüne ve ekonomik istikrarsızlığa yol açar.
Toplumsal Adaletsizliği Artırır: Adam Smith, piyasada sermaye birikiminin önemine vurgu yaparken, faizin gelir eşitsizliğini artırıcı etkilerinden bahseder. Zenginler, faiz gelirlerinden haksız kazanç sağlarken, düşük gelirli bireyler borç yükü altında ezilir.
JOHN MAYNARD KEYNES VE FAİZİN EKONOMİK İSTİKRARSIZLIK ÜZERİNE ETKİSİ
Keynes, faiz oranlarının ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerini incelerken, yüksek faiz oranlarının yatırımları olumsuz etkilediğini vurgular. “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” (1936) adlı eserinde faiz oranlarının ekonomik durgunluğa nasıl yol açabileceğini şu şekilde açıklar:
Yatırımları Kısıtlar: Keynes’e göre yüksek faiz oranları, girişimcilerin borçlanma maliyetlerini artırarak yeni yatırımları kısıtlar, hatta engeller. Bu durum, ekonomik büyümeyi yavaşlatır ve işsizliğe yol açar.
Tüketim ve Talep Azalır: Faiz oranlarının artması, kişilerin borçlanma yerine tasarrufa yönelmesine neden olur. Bu, tüketim talebini düşürerek ekonomiyi durgunluğa sürükler. Keynes, ekonomik büyüme için düşük faiz oranlarının önemini vurgular.
DAVİD RİCARDO VE FAİZİN GELİR DAĞILIMINA ETKİSİ
Ricardo, faiz oranlarındaki artışın; sermaye sahiplerinin kazançlarını artırırken, emeğiyle geçinen kişilerin gelirlerini baskı altında bırakarak  toplumsal sınıflar arasındaki gelir dağılımını nasıl etkilediğini analiz eder.
Toplumsal Huzursuzluk: Ricardo’ya göre faiz gelirleri, servet sahibi olanların daha da zenginleşmesine yol açar. Bu, toplumda sosyal adaletsizliğin ve sınıf çatışmalarının artmasına neden olabilir.
BATI’DA FAİZ KARŞITI UYGULAMALAR VE GÖZLEMLER
Modern Ekonomik Krizler: 2008 Küresel Ekonomik Krizi gibi modern olaylar, yüksek faizli kredi sistemlerinin birey ve toplumlar üzerinde yarattığı ağır etkileri gözler önüne sermiştir. Faizli borçlanma, bireylerin ödeme güçlüğü yaşamasına, şirketlerin iflas etmesine ve toplumsal güvensizliğin artmasına yol açmıştır.
KİŞİSEL, TOPLUMSAL VE EKONOMİK ZARARLARI: BATILI PERSPEKTİFLE ÖZET
Kişisel Zararlar:
Faiz, kişiler üzerinde psikolojik baskı oluşturur. Yüksek faiz oranları, borç ödemelerini zorlaştırarak stres, kaygı ve ailevi sorunlara yol açar.
Batılı düşünürler, faizli borçlanmanın kişileri ekonomik özgürlükten mahrum bıraktığını ve insan onurunu zedelediğini vurgular.
Toplumsal Zararlar:
Faiz, gelir eşitsizliğini artırır ve toplumsal dayanışmayı zedeler. Sermaye sahiplerinin haksız kazanç elde etmesine neden olurken, düşük gelirli bireyleri daha da yoksullaştırır.
Ekonomik krizlerin temel nedenlerinden biridir. Keynes ve Ricardo gibi düşünürler, faiz sisteminin ekonomik istikrarsızlığı tetiklediğini ve sosyal huzursuzluğu artırdığını belirtir.
Ekonomik Zararlar:
Yüksek faiz oranları, sermayenin üretken alanlar yerine spekülatif-manipülatif yatırımlara kaymasına neden olur. Bu durum, uzun vadede üretimlerin düşüşüne ve ekonomik istikrarsızlığa yol açar. Sermayenin verimsiz kullanılmasına neden olur.
Yüksek faiz oranları, girişimcilerin borçlanma maliyetlerini artırarak yeni yatırımları kısıtlar, hatta engeller. Bu durum, ekonomik büyümeyi yavaşlatır ve işsizliğe yol açar.
Faiz oranlarının artması, kişilerin borçlanma yerine tasarrufa yönelmesine neden olur. Bu, tüketim talebini düşürerek ekonomiyi durgunluğa sürükler.
Sonuç olarak, Batılı düşünürler de faizin hem ahlaki (kişisel hem de toplumsal) hem de ekonomik zararlarına vurgu yapmaktadırlar. Bu zararlar, İslam’ın faiz yasağıyla amaçladığı kişisel refah, toplumsal adalet ve ekonomik istikrar anlayışını destekler niteliktedir. İslam iş ve ticaret modelleri, sadece dini bir gereklilik değil, aynı zamanda evrensel bir etik ve ekonomik çözüm olarak değerlendirilebilir.
 

Türkiye ve Dünya’da Tasarruf Oranları: Karşılaştırmalı Bir Analiz

Dr. Murat Ergüven / Araştırmacı Yazar

İslâmi Finans Bağımsız Denetçi- İslâmi Finansal Kurumlar ve Araçlar Uzmanı

TÜRKİYE VE DÜNYA’DA TASARRUF ORANLARI: KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ

Türkiye’de Tasarruf Oranları:

Türkiye’de tasarruf oranları, geçmiş yıllara göre nispeten istikrarlı bir seyir izlese de hâlâ dünya ortalamasının altında seyretmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in 2022 verilerine göre, 2022 yılında toplam tasarrufun Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranı %30 olarak gerçekleşmiştir. 2015 yılında Türkiye’nin toplam tasarruf oranı %24,8 iken, 2016 yılında bu oran %24,5 olarak kaydedilmiştir.

Bu oran, Türkiye’nin tasarruf alışkanlıklarının ve ekonomik yapısının bir yansımasıdır. Türkiye’nin ekonomik yapısı, yüksek tüketim eğilimi, genç nüfusun harcama öncelikleri ve finansal sistemde tasarrufu teşvik eden tasarruf araçlarının sınırlılığı veya sınırlı çeşitliliği, bu oranların yükselmesini zorlaştırmaktadır ve hatta bu oranları aşağıya çekmektedir.

Dünya Genelinde Tasarruf Oranları:

Dünya Bankası verilerine göre, dünya genelinde tasarruf oranları 1974’ten bu yana %22,8 ila %26,8 arasında değişen dengeli bir seyir izlemiştir.

Dünya genelinde tasarruf oranları, ülkelerin ekonomik yapıları, kültürel değerleri ve sosyal güvenlik sistemleri gibi birçok faktörden etkilenir:

  • Japonya: Japonya’da tasarruf oranı %25 civarındadır. Ancak dikkat çeken nokta, bireysel tasarrufların azalmasına rağmen, kurumsal tasarrufların yüksekliğidir. Yaşlanan nüfusun etkisiyle bireysel tasarruflar düşüş eğilimindedir.
  • Norveç: Norveç 2022 verilerine göre; %50,92 gibi oldukça yüksek bir tasarruf oranına sahiptir ve bu tasarruf oranıyla dünya lideridir. Petrol gelirlerini stratejik bir şekilde yönlendiren Norveç, ulusal tasarruf fonlarını da etkin kullanmaktadır. Norveç’in bu yüksek tasarruf oranı, petrol gelirlerini verimli bir şekilde yöneterek geleceğe yönelik yatırımlar yapmasından kaynaklanmaktadır.
  • Çin: Dünya Bankası verilerine göre, %45’in üzerindeki tasarruf oranıyla dünya liderleri arasındadır. Çin’deki yüksek tasarruf oranı, güçlü bir tasarruf kültürü ve sınırlı sosyal güvenlik sistemine dayanmaktadır. Aile merkezli ekonomik dayanışma da bu oranı desteklemektedir.
  • Hindistan: Hindistan’da tasarruf oranı yaklaşık %30 seviyesindedir. Ekonomik büyüme ve artan gelir seviyesi, bireysel ve ulusal tasarrufların oranın artmasında etkili olmuştur.
  • ABD: Dünya ortalamasının altında kalan %18-20 aralığındaki tasarruf oranı, tüketim odaklı bir ekonomik modele sahip ABD için tipiktir. Güçlü sosyal güvenlik sistemleri ve düşük bireysel tasarruf alışkanlıkları bu durumu açıklamaktadır.
  • Almanya: Tasarruf oranı %25-30 bandında seyretmektedir. Bu tasarruf oranları, Almanya’nın güçlü ekonomisi, güçlü bireysel tasarruf alışkanlıkları ve kapsamlı sosyal güvenlik sistemine dayanmaktadır.

Türkiye ve Dünya Karşılaştırması:

Türkiye’nin dünya ortalamasına yakın %30 seviyesindeki tasarruf oranı, Hindistan ve Almanya gibi ekonomilerle benzerlik göstermekle birlikte, Norveç ve Çin gibi yüksek tasarruf oranlarına sahip ülkelere kıyasla oldukça düşüktür. Japonya’nın tasarruf oranı Türkiye’ye yakın olsa da yaşlanan nüfus ve bireysel tasarruf eğilimlerinin zayıflaması gibi farklı dinamiklere sahiptir. Bunun yanı sıra, gelişmiş ekonomilere sahip Almanya ve tüketim odaklı ABD ile de benzerlikler göstermektedir. Ancak, bireysel tasarruf eğilimleri ve finansal araçların çeşitliliği açısından farklar mevcuttur. Türkiye’nin tasarruf oranlarını artırması için bireysel tasarruf alışkanlıklarının teşvik edilmesi, finansal ürün çeşitliliğinin artırılması ve gelir düzeylerinin yükseltilmesi gerekmektedir.

Sonuç Olarak:

Türkiye’deki tasarruf oranları, dünya genelindeki ülkelerle karşılaştırıldığında hem fırsatlar hem de zorluklar barındırmaktadır. Yüksek tasarruf oranlarına sahip ülkelerde ekonomik istikrar ve bireysel tasarruf bilinci önemli bir rol oynarken, Türkiye’nin bu alanda ilerlemesi için finansal sistemde reformlara ve tasarruf kültürünün teşvik edilmesine ihtiyaç vardır.

Japonya gibi gelişmiş ülkelerden alınacak dersler ve Norveç ile Çin gibi yüksek tasarruf oranlarına sahip ülkelerin stratejileri, Türkiye için değerli bir rehber olabilir. Finansal ürün çeşitliliğinin artırılması ve bireylerin tasarrufa yönlendirilmesi, Türkiye’nin bu alandaki performansını güçlendirecektir.

Tasarruf, bireylerin geleceğini güvence altına almanın yanı sıra, ülke ekonomisinin sürdürülebilir kalkınması için hayati öneme sahiptir. Türkiye’nin tasarruf oranlarını dünya ortalamasına yaklaştırması hem bireysel refah hem de ulusal ekonomik büyüme açısından kritik bir gerekliliktir.

Türkiye’de Tasarruf Bilinci ve Elbirliği Sisteminin Önemi

TÜRKİYE’DE TASARRUF BİLİNCİ VE TASARRUF FİNANASMAN SİSTEMİNİN ÖNEMİ

Dr. Murat Ergüven / Araştırmacı Yazar

İslâmi Finans Bağımsız Denetçi- İslâmi Finansal Kurumlar ve Araçlar Uzmanı

Türkiye’nin dünya ortalamasının altındaki düşük tasarruf oranları, yatırımların dış kaynaklarla finanse edilmesine yol açarak ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemektedir. Ekonomik büyümenin istikrarı ve sürdürülebilirliği için tasarruf oranlarının artırılması ve yatırımların yurtiçi tasarruflarla finanse edilmesi kritik öneme sahiptir. Büyüyen ekonomilerin en önemli parametresi tasarruf bilincidir. Tasarrufların yatırımları karşılaması ise sürdürülebilir bir büyümenin ön koşullarındandır. Bu bağlamda, Tasarruf Finansman (TF) sistemi, tasarruf bilincini artırarak sermaye birikiminin sağlanması, yatırımların hızlanması ve cari açığın düşürülmesi gibi önemli katkılar sunabilir. Yine farklı enstrümanlarla zenginleştirilen Tasarruf Finansman (TF) sistemi, ülke ekonomisi bakımından önemli avantajlar sağlayacaktır. Ayrıca, TF sistemi, ülkenin ekonomik mekanizmalarının işlerliğini güçlendirebilir ve makroekonomik kırılganlıkları azaltabilir. Ancak, yüksek enflasyon ve konut fiyatlarındaki dalgalanmalar gibi yapısal sorunlar, TF sisteminin etkinliğini azaltabilecek riskler taşımaktadır.

Benzer sistemleri başarıyla uygulayan ülkelerde, devlet, başlangıçta önemli teşvikler sağlamıştır. Türkiye’de konut fiyatlarındaki hızlı artış, 2021’e kadar TF sistemine konut edinimi için kaydolan müşterileri, 2024 itibarıyla yüksek kredi faizleri ve enflasyon nedeniyle %90 oranında daha kısa vadede ulaşılabilir olan araç finansmanına yönelmiştir.

Konut fiyatlarındaki artış, müşterileri daha kısa vadede ulaşılabilir olan araç edinimine yönlendirmektedir.

Enflasyonun iki haneli seviyelerde seyretmesi ve faizlerin yüksek olması, TF sistemine olan talebi artırmaktadır. Ancak, enflasyonun yüksek düzeylerde seyretmesi, “tasarruf finansman havuzlarında biriktirilen tasarrufların değerini korumaya yönelik önlemler” alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu anlamda, tasarruf edenlere sağlanacak katkının yanı sıra, havuzda biriken fonların değerinin korunması amacıyla çeşitli önlemler alınmalı ya da yeni formüller geliştirilmelidir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin ekonomik yapısı, yüksek tüketim eğilimi, genç nüfusun harcama öncelikleri ve tasarrufu teşvik eden araçların sınırlılığı nedeniyle tasarruf oranlarının yükselmesini zorlaştırmaktadır. Bireysel tasarruf bilinci yüksek tasarruf oranları ve ekonomik istikrar için önemli bir faktördür. Türkiye’nin tasarruf oranlarını artırması için bireysel tasarruf alışkanlıklarının teşvik edilmesi, finansal ürün çeşitliliğinin artırılması ve gelir düzeylerinin yükseltilmesi gerekmektedir.

Doğu Avrupa ülkeleri örneğinde ve bireysel emeklilik sisteminde olduğu gibi, TF sistemine %25 devlet desteği sağlanması, sistemi cazip hale getirerek talebi artırabilir. Bu destek, bireylerin tasarruf bilincini ve alışkanlıklarını güçlendirerek kalıcı hale getirecek ve ekonomik büyümeye katkıda bulunacaktır. Yüksek tasarruf oranları, ekonomik istikrar ve refah için kritik öneme sahiptir. Türkiye’nin bu alanda ilerlemesi, finansal reformlar ve tasarruf kültürünün teşvik edilmesiyle mümkün olabilir. Tasarruf oranlarının artırılması, bireysel refah, sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik büyüme için gereklidir.

Bu sistem, alt ve orta gelir gruplarının küçük tasarruflarıyla özellikle konut sorununu çözmeye yönelik etkili bir model sunmaktadır.